
Mehmet Bayraktar – Abdulaziz Bayındır – Celal Şengör ve izleyenler
Özellikle tartışma programı izlemek gibi bir ahlakım yok : ) ama kurtlar vadisi pusu’dan sonra ev arkadaşımın televizyon izleyerek uyuma alışkanlığındna dolayı televizyon açık kaldı ve izledim kaldım. tartışma programlarını izleme gibi bir hobim yok a ma denk geliyor : ) kurtal vadisini takip ediyor muyum. evet ama isteyerek deil aslında. yine ev arkadaşım takip ettiği için : ) biraz mecburi.
dönelim siyaset meydanına.
mehmet bayraktar hoca klasik ankara ilahiyat hocalığını yaptı ve maymun yada değil biz insandan önce başka bir canlıydık dedi : ) Allah bildiği gibi yapsın. Ama yinede güzel şeyler de söylemdi değil. yiğidi katlet hakkını ver : ) 10 üzerinden 7
Abdulaziz hoca güzel konuştu ama çıkamadığı noktalarda oldu. 10 üzerinden 9
Celal hoca Allaha innamıyorum diyor ama inanıyor. : ) Sadece ben sorumluluk altına girmek istemiyorum. böyle daha kolayıma geliyor havası var. hatta bi ara bunu kabul etti : ) Abdulaziz hoca bunu vurguladı ve açıkladı zaten. ben celal hocaya 10 üzerindne 5 veriyorum. (kendini ifade edebilme konusunda süperdi)
Hazır celal hocaya puan vermişken bizim ilahiyatçı hocalarımızda biraz kendilerini tam ifade edebilselerdi. Celal hoca konuştuğu zaman karşısındakine anlatmak istediğini net ifade edebiliyor. Ama bizim hocalar konuşunca cevabı net olan sorularda bile pürüzlü noktalar kalıyor.
Neticede böyle konuşarın konuşulması laızm. tartışılması lazım. ve araştırlıması laızm. Tubitak ne yaptı tam çözemedim nedne oldu niye oldu. Ama din irdelenmeli. tartışılmalı. ve bilim artık müslüman olmalı : )
Siyaset meydanı din bilim darwin bölümünü izle 19 03 2009 bölümü
Siyaset meydanının bu bölümünü izlemek için
aşağıdaki linke tııklayabilirsiniz. (açılacak olan sayfanın üzerinde parçaların linkkeri var)
bu bölümü paylaştıkları için www.bolumizle.com ‘a müteşekkiriz ; )
http://www.bolumizle.com/Siyaset-Meydani_19182_full-izle.html
Tags: abdulaziz bayındır, bilim, darvin, darwin, islam, islam hukuku, Medya, musevilik, prof. dr. mehmet bayraktar, siyaset meydanı, yaratılış, Yeni etiket ekle

Dostum iyi yorumlamışsında Aziz hocan bilimden 10 üzerinden 0 alır,
karşısındakine saygıdan 1 alır,kendi dalına hakimiyetten 3 alır,sürekli çiş molası alır senden nasıl 9 alıyor ben Almanyadaykene demekten başka birşeyi yok,ılımlı islam havaları cabası bizim ılımlı islama değil müslümanlığa ihtiyacımız var.
ahmaka cevap sukuttur,,,,,
öncelikle teşekkür ederim yorumunuz için.
abdulaziz hocaya puan vermiş olmam onu destekliyorum anlamına gelmiyor. neticede celal hocaya verdiğim puanda ateist olduğumu göstermez.
dediğiniz gibi belkide objektif olamamışımdır. ama buda benim acizene fikrim olsun müsadenizle ; )
ama yinede abdulaziz hocayı müdaafa etmeden edemeyeceğim. bence celal hoca her ne kadar neşeli poz vermiş olsada abdulaziz hocaya karşı pek saygılı sayılmazdı. bilim konusuna gelince çok bilimsel konuşuyor gibi görünsede aslında karşısındakini dinlemede bazı problemleri var.
Arkadaşım umarım bu yorumu da yayınlayabilirsin. Sen verdiğin notlarla sınıfta kaldın. Orda bilim adına konuşan insan yani celal Şengör hoca bilimsel bilgileriyle herkesi dumura uğrattı. Evrimi anlayamamak sıradan bir insan için dahi büyük eksiklik ve cehaletle eşdeğerdir.
Sorulara mantıklı makul ve bilim diliyle yanıt verdi celal hoca ama sizlerin bunu anlamasını beklemek abes. çünkü hayatınız boyunca deve kuşu göbi görmekten duymaktan öğrenmekten kaçındığınız konuları Celal Hoca bilgeliğiyle tabiri caizse kafalarınıza vura vura soktu.
tartışma da gerek din adamı kılıgındaki insanlar , gerekse ilahiyatçı gençler klasik hurafelerinden başka bir şey söyleyemediler zaten söyleyemezler de.
Ben de puanlarsam celal Şengör hoca tam 10 puan almıştır diğerleri de sınıfta kalmışlardır.
Ne kadar çok bilim , o kadar az din ( Hakan )
hakan kardeşim şunu bilmeni isterim ki yorumların bu siteye onaylanmasının nedeni spam yorumları ve hakaret içerikli yorumları engellemektir. tahammülsüz değilim. her türlü yoruma açığım. neticede insanlar konuşa konuşa anlaşır.
sayın celal hocanın anlatmak istediklerini ne kadar güzel ifade edebildiğini ve sempatik tavırlarını taktir ettim. neticede nasıl siz düşüncelerinizi bu yorumunuzda ifade ettiyseniz ve sizce bu şekli doğru ise bencede bu şekli doğru.
zaten objektifim demiyorum. ama olmaya çalıştım.
yazınızın ikinci paragrafına gelince bilimden bahseden biri için oldukça avam dilinde yazılmış. aynı zamanda hiç bir mantığa dayanmıyor. çünkü siz kendi inandıklarınız adına sizin gibi düüşünenlere hakaret ediyorsunuz ve açıklıyorsunuz. aynı paragrafı bende yaratılışçığa inan mayan için söyleyebilirim yani.
benim hiçbirşeyi öğrenmede bir korkum yok. deve kuşu gibi kafamı kuma sokmuş olsaydım gecenin o saatine kadar dinlemezdim o programı. gereksiz olduğunu düşünürdüm. ve dikkat ettiniz mi bilmiyyorum hala hakaret ediyorsunuz.
sizin puanlamanıza kalkıpta sizin bana yazdıklarınız gibi cevap vermeyeceğim. çünkü her insan fikri ile güzeldir. ve bu sizin fikrinizdir. saygı duyarım.
en son söylediğiniz söze gelince. buıradan sizin bana yönelttiğiniz eleştiriyi size yöneltmek istiyorum. diyorsunuzki tahammülünüz yok, okumuyorsnuz, öğrenmeye korkuyorsunuz…. buyurun birazda siz kendiniz için düşünün. dini etrafınızdaki yasamaya çalışan yada yaşamayanlardan yada yarım yamalak yaşayanalrdan değilde ararştırarak öğrenin.
derim.
; )
neden evrim insan da durmuş arkdaşlar neden bizdeb başak canlılar doğmuyo evrim bi teoridir
kimse evrimin durduğunu sölemedi elif hanım yanılıyorsunuz…
kaainat nasıl oluşmuş hidrojen oksijen nasıl meydana gelmiş
darwin teorisi çürütülmüştür
bayındıra 10 üzerinden 9
şengöre 10 üzerinden 8
bayraktara 10 üzerinden 7 veriyorum.
güzel bir tartışmaydı.
umarım devamı gelir
bayındır ilahiyat dalında ülkemizin incisidir her ne kadar kıymeti takdir edilemese de…
ama tarikatçılar ve cemaatçiler pek sevmez kendisini…
Öncelikle ali kırca beye böyle seviyeli bir tartışma düzenleyerek değişik inanç guruplarını bir araya getirip objektif olarak yönetmesinden dolayı kutluyorum. Orada iki ilahiyatçı ve bir de bilim adamı sıfatı olarak çıkan, Abdul Aziz Bayındır’a, Mehmet bayraktar Hocaya, ve Celal şengör Hocaya, Bazı katılmadığım yönleri olsada. böyle seviyeli bir tartışmanın müsebbibi oldukları için hepsini kutluyor ve tebrik ediyorum.
Kuran: İnsanları sahip olanlarına veya kabullenenlerine dünya hayatında nerde nasıl davranacaklarının Allah tarafından çizilmiş bir hayat projesinin adıdır. Ne yazık ki.Kuran yakın zamana kadar. duvarlarda asılı olarak kullanılan veya ölülerin arkasından müzik olarak okunan bir kitap halinde terkedilmiş olduğu için din olarak onun yerini Orjinalliği ortada bulunmayan musevi ve isa dininin uzantısından başkası kalmamıştır.Kuran Allahın yarattığı kainatın konuşan dilidir onu anlayabilenler için Malesef kuranın insanlar tarafından anlamak için masaya yatırılamaması ve gündemden uzak kalması veya gecikmesi , keşfedilmesi gereken değerlerin de gecikmesine yol açmıştır.İşte Otuz Yıla yakın bir zamandır acizane olarak ön yargısız kuranı anlama konusunda çalışmaktayım. Üzülerek söylüyorum. bu gün kuran konusunda. Diyanet ve ilahiyat fakültelerinde okutulan ve din olarak sunulan islam. zamanımızdan bin üçyüz sene önceki mezhepler dönemindeki anlatılan dinin bir taklidi ve tekrarıdır. O günü bu güne taşımanın ilim olduğunu sanmışlardır. Ama Kuran anlaşılmak için uğraşılmış olsaydı. bu gün dünya daha çok şeylerin keşiflerine tanık olacaktı
Şimdi kuranda geçen Kainatın yaratılışı ile ilgili bazı bilgileri aktarmaya çalışalım.
41/9- De ki: “Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkar ediyor ve O’na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.”
10- Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti.
11- Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” İkisi de: “İsteyerek (İtaat ederek) geldik” dediler.
12- Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)’ın takdiridir.
Bu ayetlere göre kainatın altı aşamalı bir evreden geçtiği bu evrelerin her birine bir gün dediği görülmektedir. Yani insan oğlu yaratılmadan önce insan oğlunun yaşayabilecek bir ortamın oluşabilmesi için bazı ilim adamlarının tahminine göre on beş milyar yıl geçtiği söylenmektedir. Ama Şu Bir gerçek ki çok uzun zaman geçmiştir. işte bunu kuran şöyle anlatmaktadır.76/1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.
işte herşeyin yaratılmasıyla beraber insan oğlu ile kainattaki varlıkları lisanı haliyle konuşturarak onlar hakkında bize en doğru bilgiyi vermektedir.
11/7- O’nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Andolsun onlara: “Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz” dersen, inkar edenler mutlaka: “Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir” derler.
Her şey yaratılmış ve hangi insanın daha güzel bir amel işleyeceğini denemek için ölüm ve hayat yaratılmaktadır. Burada kuranın dışında yol arayanların tespit edemedikleri ve daha bu bilgiye ulaşamadıkları bir olağan üstü bir haberden bahsedeceğim.
Kuran Kainattaki varlıkları temel olarak iki kısma ayırmaktadır. Birisi secde eden varlıklar bunların adı melek olarak anlatılıyor. diğeri ise secde edilen varlıklar yani halife olan adem oğlu şemsiyesi altındaki insanoğludur. bakınız bunları lisanı haliyle konuşturarak nasıl izah ediyor.
2/28- Nasıl oluyor da Allah’ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O’na döndürüleceksiniz.
2/29- Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O’dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O’dur. Ve O, herşeyi bilendir.
2/30- Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim” dedi.
2/31- Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin” dedi.
2/32- Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.”
2/33- (Allah:) “Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver” dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: “Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.”
2/34- Ve meleklere: “Ademe secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.
buraya kadar ayetlerde geçen iki varlıktan söz etmektedir.birisi halife olan adem oğlu ona akıl ve kainatın sırrını gün yüzüne çıkarabilecek kabiliyet verdiğini izah ederken bu secde edilmesi gereken varlıktır. yani emr vermekte olan varlık anlamında kulanılan.halife adem insandır. diğeri de secde eden varlık olarak melekler zikredilmektedir.işte meleklerin özelliğini kuran lisanı haliyle konuşturarak. kainatta yaratilan insanın dışındaki varlıklarda bu haslet vardır. yani bir domates fidesine domates yapacak bilgiyi allah kotlamış ve bir domates yapıyor. bakınız meleğin secde etmesi kendisindeki bilgileri insan oğlu istediği zaman. sunması anlamındadır. Bütün dünyadaki insanlar bir araya gelseler bir domates fidanının yaptığı domatesi yapamazlar. İşte kainatta yaratılan her varlık kendilerine ait birer bilgi küpüdürler ama. onları insanlardan farkları başkalarına ait bilgileri bilemezler sadece kendilerine kodlanan veya yüklenen bilgileri bilirler. Aslında ilahiyatçıların bazılarına bakıyorum. bir konu ile bilgileri güzel güzel ilimlerle buluşturarak açıklamışlar ama. bazı konularda. tamamen olayları çarpıtarak ilimlerle veya ilim adamlarıyla çatışmaya girmektedirler. İlimle din. akıl pratik çatışmayan çelişmeyen kucaklaşandır.Şimdi Oradaki tartışılan anlatan konulardan bazılarını buraya aktarmaya çalışalım. Abdül Aziz Hocam orada tıp ilmiyle kucaklaşan bir anne rahmindeki çocuğun gelişmesinden bahsederken güzel bir örnek verdi.22/5- Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.
23/12- Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.
23/13- Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
23/14- Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir.
23/15- Sonra bunun ardından siz gerçekten ölecek olanlarsınız.
23/16- Sonra siz gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz.
Bakınız zamanımızdan binbeşyüz yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen tıp ilminin kuranda geçtiği şekilde çocuğun oluşumundan bahsetmesi allahı bir mucizesi değil de nedir. Bu Konuda Abdül Aziz Hocasmı tebrik ediyor ve tam puğan veriyorum. Ama. tuttu belkısın sarayı hakkında ki söylediklerinde de pot kırdı kanaatindeyim. ayetleri alalım bir bakalım.
27/38- (Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) “Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?” dedi.
27/39- Cinlerden ifrit: “Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim.” dedi.
27/40- Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: “Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim.” Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: “Bu Rabbimin fazlındandır, O’na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır.
27/41- Dedi ki: “Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak?
27/42- Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: “Senin tahtın böyle mi?” denildi. Dedi ki: “Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk.”
27/43- Allah’tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Gerçekte o, inkar eden bir Bu Ayetlerin kastettiği manaları anlaya bilmek için kurandaki anlatım sanatını yakalamak gerekmektedir. Aslında kuranda geçen ayetlerin ne söylediğine değil ne söylemek ve ne anlatmak istediğine bakmak gerekmektedir. Süleyman peygamber zamanındaki teknolojini bu günkü teknolojiden üstündü demek bence bayındır hocaya yakışmaz diyorum orada af edilmez bir gaf yapmıştı. Peygamberlerdeki mucizeler kendisinin de taktir ettiği gibi teknoloji mucizesi değil bilgi vahy mucizesidir. vahiylerde geçmişe ana. ve geleceğe ait bilgi gayıp haberleri var ama. asla günün teknolojisinden teknolajik mucizeler asla yoktur. Bakınız. Allah evrene bir yasa koymuştur. bu yasa kendi yaratılış seyri içerisinde seyreder durur peygamberler de bu yasaların içerisinde yaşadıkları sürece yasalardan nasiplerini alırlar. deniz yüzek bilmeyen, bir peygamber olsada boğar firavun olsada boğar. Ateş içerisinde insanı yakacak düzeye ulaşırsa hazreti ibrahim olsa da yakar. nemrut olsada yakar seyrini değiştirmez. Veya Allah insanları evrene koyduğu yasaya göre bir erkek ve bir dişiden meydana geliyorsa. bu yasayı meryeme veya isa peygambere gelince değiştirmez. veya canlılar doğup büyüyüp ölüyorsa.. isa peygamber gelince hıristiyanların inandığı gibi allah onu öldürmeyip sağ yanına koymaz. ölen insana dünya hayatına geri gelmesi yoktur 21/95 İşte din adamlarının bu yanlış algılama ve kuranı yanlış yorumlama nedeniyle böyle uygunsuz çatışmalara girilmektedir. Ben Şuna İnanıyorum ki Aslında kuran kuaranın anlattığ gibi anlaşılabilse. önyargısız ve kalpleri marazlanmayanların dışındaki bütün insanların inanacaklarına inanıyorum. çünkü kuranın anlattıkları içlerinde gizli bir cevher olarak beklemektedir. bazı büyük yanlışlardan dönen insanları dinlerini değiştirerek müslüman olmalarının nedeni budur. Orada celal şengör hocanın ilim adına konuştuklarına ben şahsen inanmıyorum diyor ki bu kainat tesadüfen kendi kendisine varoldu diyor. buna kasinlikle okuduklarıyla bağdaştıramadığını kendisi de bilmektedir. ama inancını öyle yada böyle medeni cesaretini ortaya koyarak söylemesi takdire şayandır. Onun söylediğine göre bir rüzgar geldi demirleri bakırları aliminyumları kabloları topladı kendi kendisine bir televizyon oluverdi. veya bir adam oluverdi. hocam lütfen bir insanın meydana gelişindeki seyri lütfen bir incele deli bir erkele deli bir kadın birleştikleri zaman. akıllı tasarımcı bir işnsan oluşmaktadır. bu söylediklerin doğru değildir. ama evrim konusundaki görüşlerinin bazılarının bazılarına kurana ters olmadığını mehmet bayraktar hocayla paylaşıyorum mesela ayetlerden örnekler verdi. Kainatın altı günde yani altı ana çatı olarak aşamadan meydana geldiği bir gerçektir.10/- İçlerinden bir adama: “İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katında ‘gerçek bir makam’ olduğunu müjde ver” diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler: Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür” dediler. İşte bu altı aşama değişik evrelerden evrimlerden geçmesi bir gerçektir ilimlerle kurandaki ayetler kesinlikle çelişmez. ama ilim diye ispatlanmamış teori veya hipotezleri ortaya koyarak insanlara yutturulmaya çalışılması büyük bir skandal olarak nitelendirilmelidir. aktarmış olduğum ayetlerde gerek kainatın gerekse kainat içerisindeki varlıklarda insanların müdahale veya evrendeki varlıkların biribirlerine yapmmış oldukları iletişim sonucunda değişiklikler evrimler oluşmuştur. Ama Kainat içerisinde yaratılıp allahın bir sünnet koymasından sonra türlerin biribirleri arasında değişiklikler olmuştur ama türlerden türlere yine onları o konunun ilim adamlarına bırakıyorum geçiş olmadığı kanaatindeyim. Bebeğin anne karnına gelinceye kadar geçirilen evreler veya anne karnındaki aşamalar ve anne karnından sonra değişik bir yaratılışla yaratılması bir yaratılşla geçirilen evrimdir.peki soruyorum insanların maymunlardan türeyerek evrimleşti diyenlere peki insanlar bu evrimleşme devam ederlerse ne olacak insanlardan başka insanların yerini tutabilecek bir varlık yoktur. hadi hodri meydan diyorum insanların evrimleşme sonucu maymunlardan meydana geldiğini ilan edenler insanların evrimleşme sonucunda ne olarak türeyeceklerinin bilgisini versinler asla böyle bir şey yoktur. ancak kainatı yaratan allahın söylediği gibi yeni bir yaratılışla yaratılıncaya kadar i
nsanlar dünya hayatında halifeliğini sürdüreceklerdir her peygamber veya değişik ilim adamları annelerinin karınlarından doğarken peygamber veya ilim adamları olarak doğmazlar. onlar bir olgunlaşmaya doğru giden bir süreç içerisinde olmaktadırlar. ve bu kainatın tekrar yok oluşu ve yeniden değişik bir yaratılış biçimiyle de yine değişim oluşmaktadır. Hepinize saygı selam ve sevgilerimi sunarım.
Elif demiş ki: “neden evrim insan da durmuş arkdaşlar neden bizdeb başak canlılar doğmuyo evrim bi teoridir”
Anladığım kadarıyla evrimin e’sinden anlamadığınız için böyle komik sorular soruyorsunuz. Evrimi “Dünya’nın 6 günde yaratılması” gibi bir şey sanıyorsunuz herhalde. Evrim binlerce yıl süren bir süreçtir. Siz denizde yüzdükten 3 saat sonra solungaçlarınız çıkmaz yani merak etmeyin.
BİZİ YÜKSELTECEK ŞEY DİN İMAN VS DEĞİL POZİTİF BİLİM, BİLİMSEL ÇALIŞMALARDIR. BÜTÜN DİNLER, BELKİ BİRİNCİL AMAÇLARI OLMASA DA İNSANLARIN DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE YORUMLAMALARI SONUCU HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN ORTAYA ÇIKMASINA YOL AÇMIŞTIR. FARKLI FİKİRLERE SAYGI ERDEMİNİ ÖLDÜRMÜŞTÜR. OYSA BİLİMSEL ÇALIŞMALARDAN ELDE ETTİĞİMİZ PAHA BİÇİLMEZ BİR DEĞER VAR: BİLGİ. BİLİMDE BELLİ BİR DOĞRU VARDIR Kİ BU HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜ ORTAYA ÇIKARAN CEHALETİ ORTADAN KALDIRIR.
@el hassam:
yazının büyük harfle yazılmış bölümlerine ithafen;
ilk kolarak konu siyaset meydanındaki program olduğu için bu kon ile ilgili kimin daha saygılı olduğunu görmek için programı bir ker daha izleyiniz. celal hocanın diğerlerini dinlemeye tahammülü bile yoktu. sürekli sözlerini kesti.
islam dinine mensup olanların hoşgürülü olmaması dinin hoşgörülü olmadığını değil islam dinine mensup olan kişinin islamın karşındakinin fikrine saygı suyması gerektiğini söylediğinden haberi yoktur.
eğer dine inanıyorsanız yazımın devamını da okuyun. ama inanmıyorsanız bu yazdıklarım sizin için bir delil olmayacaktır. demişsinizki “bütün dinler” bende diyorum ki “Allah katında tek din islamdır”.
Yazımı yayınladığınız ve saygılı üslubunuz için teşekkürler.
Öncelikle Siyaset Meydanı’nı bir kenara bırakıp bir kaç şey sormak istiyorum. Burasının bir tartışma platformu olmadığını da biliyorum, ancak söylemek istediklerimi yazmadan geçemeyeceğim.
Öncelikle hiç bir din ile ilgilenmediğimi belirteyim. Lütfen söylediklerimi dinsiz birinin sağduyusuz konuşmaları şeklinde algılamayın. Ben dinlere inanmıyorum, ancak insanların istediğine inanmalarını anlıyorum.
“Allah katında tek din İslam’dır.” lafınızı ilginç buldum. Allah’ın tek olduğuna inanıyorsunuz, değil mi? Yani müslümanların, Hristiyanların ve musevilerin inandıkları tanrı aynı. En doğru dine, yani islama inanmayanların sonunun pek iyi olmayacağına inanıyorsunuz. Daha net söylemem gerekirse müslüman arkadaşlarımla konuştuğumda müslüman olmayanların ve inanmayanların cehenneme gideceğini iddia ediyorlar. Ya da Allah’ın kabul ettiği, insanlara buyurduğu dinin islam olduğunu. (sizin dediğiniz gibi) Bu anlayışlı ve merhametli bir din ve Allah için fazla acımasız değil mi? Yani siz eğer Türkiye’de doğmasaydınız, veya müslüman bir aile tarafından büyütülmeseydiniz, diyelim ki Estonya’da doğsaydınız muhtemelen bir din öğretisi ile büyütülmeyecektiniz, belki de hristiyan olan aileniz tarafından hristiyan olarak yetiştirilecektiniz. Ya da Amazon’larda diğer insanlardan uzak bir kabilede doğsaydınız bırakın müslüman ve hristiyan olmayı, bunlardan haberiniz bile olmayacaktı. Örnekleri çoğaltmak mümkün… Şimdi sormak istediğim şu: Amazon kabilesinde doğan bebeğin suçu veya “günah”ı nedir ki, “şanslı” insan topluluğunun bir üyesi olamamıştır, dünyaya müslüman olarak veya islamı seçme fırsatı bile olmadan gelmiştir? Doğduğundan itibaren ölene kadar “bulamadığı” bir din ve Allah sayesinde cehenneme mi gidecek veya cezalandırılacak mı?
Demek istediğim, “Allah katında tek din islamdır” derken Dünya nüfusunun yaklaşık %80′i müslüman olmadığının farkında mısınız acaba? Ve bu insanların hepsinin sizin gibi bir insan olduğu, seçme hakkı olmadan doğduğu, yine seçme hakkı olmadan yanlış veya doğru, iyi veya kötü, semavi veya semavi olmayan dinler ve inanışlar öğretilerek büyüdüğü gerçeğini görüyor musunuz?
@ahmad
burada yazıları onaylamamın tek nedeni spam ve hakaret içerikli yorumların yayınlanmasını engellemektir. onun dışındaki bütün mesajlar içeriği ne olursa olsun yayınlanır.
burası bir tartışma ortamı değil evet. ama bu tartışmayacağımız anlamına da gelmez tabiiki. neticede insanlar konuşarak tartışarak anlaştığına göre bence herkesin fikrini söylemesinde ve bu konuda münazara yapmasında bir sakınca yoktur.
evet diyorum ki “Allah katında tek din islamdır” ama yahudilerin ve hristiyanların biz Allah’a inanıyoruz dedikleri sizi aldatmasın. Çünkü onlar Allah’a ortak koşmaktadırlar. Hıristiyanlarda Allah inancı değil teslis inancı vardır ( teslis: üçleme) ( baba, oğul, kutsal ruh)
hamdolsunki müslüman bir ailede doğmuşum. lakin estonyada yada ne bileyim başka bir müslüman olmayan ülkede doğmuş olsaydım dediğiniz gibi farklı bir ahlak ve öğreti ile büyütülecektim.
biliyorsunuzdurki müslüman olanların geçmişte işledikleri günahları silinir. annelerinden doğmuş gibi tertemiz olurlar diye tabir ediyoruz biz. yani islam yeni müslüman olan birini temiz kabul ediyor. yani ben müslüman olmayan bir ailede yetişmiş olsaydım bile araştırarak müslüman olabilirdim.
şimdi tabi bu sizin sorunuza bir cevap olmuş olmakla birlikte aynı zamanda bir soruyuda akla getirmiş oldu: “O zaman müslüman bir aileden doğanlar torpilli mi”
Cevap: Müslümanlar olarak şuna inanırızki kıyamet kopup hesap günü geldiğinde kimsenin kimsede hakkı kalmayacaktır. Bu bakımdan müslüman bir ailede yetişen kişiden müslüman bir ailede yetişmeyenin alacak hakkı vardır. Eğer kişi kendine verilen niğmetleri ddeğerlendirip Allah’ın emirlerini yerine getirmiyorsa ve cihat etmiyorsa (lütfen cihat diyince eline silah alıp sokağa çıkmak anlamayın. cihat Allah’ın dini için yapılan mücadeledir) o zaman ahiret gününde elbette hesabını verecektir.
Bu konuda birşey daha söylemek istiyorum. Uzattıysam kusuruma bakmayın. Mesela siz müslüman bir aileden misiniz ? Yada siden örnek vermeyeyeim. Müslüman bir aileden olupta bu gün ateist olan bir çok kişi var. (örneğin celal hoca) Yada ateist yetişipte müslüman olan bir çok insan var. Demekki insanlar araştırarak ve akıllarını kullanarak doğru yolu bulmaya çalışıyorlar.
Bunun yanında kendisine tebliğ ulaşmamış ve ulaşma imkanı olmayanlar için (örneğin avusturalya ormanlarının derinliklerinde dünya ile hiç bir irtibatı olmayan bir kabile) Allah elbette bağışlayıcıdır.
Son paragrafınıza cevaben: Bir dinin yada fikrin doğruluğunu mensubunun sayısına bakarak ölçemezsiniz. Topluluğun izlediği yol her zaman doğru olan değildir. Eğer öyle olsaydı darwinde bu davasına ilk başladığında “yahu bu teoriye inanan tek kişi benim insanlar hep yaratılışçı” diyerek vaz geçerdi. Ama ona inandığı ve aklı bunu kabul ettiği için inandığı yolda devam etti.
Her ne olursa olsun insanlar akıllarını kullanmakta ve dinlerini seçmekte hürdürler. Neticede bizim kimseyi müslüman yapmak gibi bir derdimiz olamaz. Çünkü dinde zorlama yoktur. Biz sadece anlatmakla sorumluyuz.
hiç kimseye sen hristiyansın cehennemliksin veya yahudisin cehenneme gideceksin diyemezsiniz.allah katında hesaba çekileceğimiz gün herkes kusursuz bi şekilde işleyen bi adaletle hesaba çekilecek.yani aklınıza şöyle bi şekil gelmesin.ilk önce müslüman olanları ayıracaklar diğerleri cehenneme direk atılacak sonra biz de belki cennete girebilcez.bu gerçekten arkadaşın dediği gibi allah ın sonsuz merhameti sıfatıyla uyuşmaz.hak din islamdır ifadesi de şöyle açıklayabilirim:
Allah a kulluk etmenin en iyi yolu islamiyetin kuralları doğrultusunda yaşamaktan geçer.peki bi hristiyan müslüman kadar ahlaklı olamaz mı olabilir ama hristiyanlık diniyle bu çok daha zor olur.
bide şu konuya gelelim.allah ı hiç duymamış kabilede dağda bayırda ıssız yerlerde yaşayanların hali ne olacak.
islam alimleri o tür insanların allah ı sadece düşünerek bulması ve sadece allaha inanması cennete girmeleri için yeterlidir.ama tabikide en doğrusunu Allah bilir.kur’an da bununla ilgili bi ayet var mı yok mu bilmiyorum ama yoksa bile bu hiç bi şeye değiştirmez çünkü zaten eline kur’an geçmemiş kişilerden bahsettiğimiz için onlarla ilgili bi ayetin olması çok gerekli bi şey değildir.
evrime gelince ben kesinlikle evrim olmamıştır demiyorum.bu konuda şöyle bi şahsi düşüncem var.Allah kainatı yoktan yarattı derken evrenin yaratılışından bahsediyoruzama allah evreni yaratırken big bang olarak bilinen bi patlama ile yaratmıştır diyoruz.bundan sonra yıldızlar gezzegenler galaksiler vs bi düzene göre sırayla oluşmuştur.yani pat diye hiç bii şey yoktu aniden oldu şeklinde değil.uzun yıllar geçti ve dünya yaşama elverişli hale geldi.şimdi allah canlıları yoktan yarattı diyoruz aynı evren gibi.peki buda kademeli bi şekilde olamaz mı.burda bahsedilen yaratılışın evrimle kesiştiği bi nokta olabilir diye düşünüyorum.ama evrime inanmayan tarafım daha ağır basıyor neden bende bilmiyorum.
kısaca evrime inanmak ateist olmayı gerektirmez diyorum.
birde günümüzde dinle ilgili eksikliklerin en büyük sebebi dinimizi tam bilmemek ve doğru yorumlayamamaktır bence.bu yüzden inanmayanların haklı olarak sorduğu bi soruya karşı mantıklı bi cevap veremeyince dinimiz gerici oluyor işte.
@hkn:
son paragrafı öneren değilde kendisine önerilen sıfatı ile bir kez daha okuyun. “tam bilmemek”
(bu arada yorumunla fazla alakalı değil ama gericilik bence kötü birşey değil. zira islamı inkar edenler de gerici o zaman bu gün çağdaşlık diye bize dayatılan birçokşey cahiliye adetidir)
Yorumunu genel olarak cevaplandırmak zorundada hissetmiyor gibiyim aslında. Ama bir yanım bu soruyu sor diyor : ) “madem evrim gerçekleşti evrimden önce bigbang oldu falan filan. big bang olmadan önce patlayan o küçücük madde nerden geldi ? kendiliğinden mi oluştu ?”
evrim canlılığın başlangıcı ve gelişmesiyle ilgilenir hocam =) bunlardan öncesi evrim bilimine dahil değildir, bunları fizikçilere sormak lazım. cern de bu yüzden çalışıyorlar.
@God Like: öncesinden ve sonrasından habersiz bir teori ne kadar güvenilir olabilir peki ?
öncesinden ve sonrasından bağımsız oluşturulan teorilerin aksine Dinin bilme sunduğu teoriler (ki inanan insan için artık bu bir teori değildir)kendi içerisinde bir bütünlük arz eder. birbiri ile çelişmez.
oysa bilim içerisinde birbiri ile çatışan teoriler bulunması mümkündür. bunun nedenide ilk başta dediğim gibi öncesinden veya sonrasındna bağımsız oluşturulan teorilerdir.
hocam, evrim teorisinin öncesinden habersiz olduğu konusunda yanılıyorsun, öncesiyle ilgili pek çok teoriye sahiptir, fakat bunları kanıtlamak veya üzerine araştırma yapmak evrimle alakalı değildir.
abiyogenez teorisini örnek vermek gerekirse, tamamiyle olduğu kanıtlanmıs bir teoridir, fakat ilerde değişmicek diye bir şey söz konusu değil. bilim her şeyi uzmanlarına bırakır, ben burada gelip büyük patlamayla ilgili yorum yapamam dolayısıyla evrim bu kısımla ilgilenmez diyorum…
“habersiz” yerine “bağımsız” kelimesini koyarsak anlatmak istediğimi naha net ifade etmiş olabilirim.
bağımsız olması neyi değiştirirki, mendel darwinden 10 yıl sonra kalıtımın olduğunu kanıtladı, tamamiyle bağımsız bir çalışmaydı. fakat darwinin söyledikleri bu bağımsız kalıtım teorisiyle doğrulandı.
bu arada söylemeden duramıcam, sitenin genel teması ve introsu çok hoş…
birbirini asla doğrulamaz demedim. hatta teoriler birbiri ile çakışıyor bile demedim. çakışması mümkün dedim.
gerçi konu bu şekilde uzayınca iyce kısır oluyor ama : )
site hakkındaki iltifatınız için teşekkür ederim.
ben evrim oldu demiyorum ki.olmuş olabilir diyorum ve belirttim orda evrime inanmayan tarafım ağır basıyor diye.evrim olmuşsada bu Allah’ın olmadığı anlamına gelmez.gerici oluyoruz kelimesinide evrim konusunda söylemedim.kimse bunun olduğunu kanıtlayamaz zaten.felsefi düşüncedir bu.diğer dinler konusunda söyledim bilgi eksikliği ve yorumlayamamayı.big bang ve daha sonrası hakkında söylediklerimide anladığını sanmıyorum.sorduğun soruyu da niçin soruyosun anlamadım.ateist falan mı sandın beni.elbetteki big bangin yaratıcısı da devam ettiriciside Allah tır.
senin bundan önceki yazdığın yazının büyük bi kısmına katılıyorum ama hristiyan olan cennete giremeycek diye bi şey yoktur.ama büyük bi çoğunluğu cenneti hak etmiyor bunu kabul ediyorum.demek istediğim direk hristiyan olduğuna bakılarak cehennemliksin diyemeyiz.
kardeş ya senin sıkıntıların var yada hiçbir şey bilmiyosun
burda asıl muhatap alacağımız kaynak birdir
Bazı kardeşlerimiz Klasik olarak gelen bilgilerle. bir şeyler söylemeye çalışmışlar. Kuranı inceden inceye tetkik edenler. bilirler ki Allahın Dünya üzerine peygamberlik aracılığı ile gönderdiği dinlerin hepsinin adı islamdır. tabii olanların adı da müslümandır. Müslümanlık dışındaki dinlerin hepsi insanların kendi uydurdukları dinlerin adıdır. Aklı Olan Herkes Allahı Bilmek ve onun gönderdiği müslümanlığı bulmak zorundadır. Allah Uyarıcı göndermediği bir kavme ceza vermiyeceğini bildirmektredir.
5/19- Ey Kitap Ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: “Bize müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi” demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah herşeye güç yetirendir.
32/3- Yoksa onlar: “Bunu uydurdu” mu diyorlar? Hayır; o, Rabbinden olan bir haktır; senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için (onu sana indirdik). Umulur ki hidayet bulurlar.
28/59- Senin Rabbin, ‘ana yerleşim merkezlerine’ onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve Biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz.
Zaten Allah insanları yaratırken doğru olan ve yanlış olanları ayıklayabilecek kapasitede yaratmış. Hazreti ibrahim. bütün yakınları çevresi hep müşrik olduğu halde. nasıl Allahı bulup ona yöneldiyse. diğer insanların da allahı bulup yönelmesi gerekir. Her insan hangi yolu seçerse kendi kendine yetkili ve sorumludur. Birinin Hıristiyan toplum içinde veya müslüman toplum içinde oluşu ve doğuşu avantaj veya dezavantaş değildir. Çünkü Peygamber oğlu olsa da kendisini Allaha yöneltmeyenler olduğu gibi put peres olanların çocukları da müslüman olabiliyor. Şimdi İslam ülkelerinde olanların çocukları nüfus cüzdanlarındaki müslüman yazmasıyla onlar müslüman olmuyorlar ki. Kimse kimse adına din seçme hakkına sahip değildir. Çocuklar akıl baliğ çağına kadar yaşadıkları hayattan sorumlu değildir. onlar dinlerini ergenlik döneminde kendiileri seçerler. Toplumlardaki peygamberlerin Vahiylerin dışında mucize gösterir inancı bu yanılgıları meydana getirmektedir. İslam toplumlarındaki anlaşılan ve yaşanan din Allahın dini değil Hep hurafe ve bidatlarla doldurulmuş dindir. Eğer Kuranın Anlatmış Olduğu din toplumlar tarafından ön yargısız ve kalplari marazlanmamış şekilde okunup anlaşılmış olsaydı Bütün dünyadaki akleden insanların ben müslüman olacağına garanti verirdim. selam ve sevgiler.
yanı benım anlamadım bayraktar hocaya 10 uzerınden 7 puan veren adamlarım .onun kadar egıtım ve kultur sevıyelerı var mı adam 12 dıl bılyo dunya kadar kıtap yazmıs arastrmadıgı konu yok.ona 10 uzerınden 7 vermek ıcın onun ustunde bılgıye sahıp olmak lazım yapmayın allahınz askına
o zaman şeytan hepimizden çok şey biliyor. neden şeytana sövüyoruzki.
seytanın hangı esrı yayınlanmıs bana bır gostrsene.bılımsellıkten uzak farazı fıkırlerle demogojı yaratmyalım lutfen.seytan hangı unuversıtede hoca acaba gıdımde dersıne katılayım ne bılıyomus goreyım.
semra hanım.
ben fikirlerimin bilimsel olduğuna dir bir iddiada bulunmadım. nitekim burası gündelik yazılar yazdığım hayatımın bir çok yönü ile ilgili yazılar içeren bir “kişisel web sitesi” dir.
bayraktar hocamıza 10 üzerinden 7 veriş olmama yaptığınız eleştirinin sığ bir görüş olduğunu vurguladım. kaldıki bu puan bayraktar hocaya değil bayraktar hocanın programda gösterdiği performansa verilmiş bir nottur. ( bayraktar hocanın kendisine sorsanız o program için emin olun o kadar puan vermez kendisine )
şu konuyada değinmek istiyorum. benim kriterlerim bir insanın üniversitede hoca olması yada bilmem kaç tane kitap yazması yada sizin saydığınız diğer şeyler değildir. kaldıki ben mehmet hocayı cahillikle suçlamış ta değilim.
bence siz argo tabirle “bodoslama” girdiniz konuya…
bayraktar hocam yılların prof u olmasına ragmen medyatık olma gıbı bır amacı olmadıgı ıcın olsa gerek.tartısma programlar da
dahıl agırlıgını her zaman korur.karsılsındakı ınsanlara sureklı saygılı ve kıbardır.dınlemesını bılır ona verılen fırsat kadar performansını sergıledı.oda dıgerlerının sozunu mu kesıp dursaydı .o zaman ıyı tartısmacı mı olunuyo?ben hocamın durusuyla ,tarzıyla,ustun bılgı bırıkımıyle 10 uzerınden 10 hak ettıgını dusunuyorum.buraya yorum yazmayı dusunmeden once ınanın programı netten tekrar ızledım.googleden 3 hocamıda arastrdım elestrılerı okudum ve sonra yazmaya karar verdım.argodan hıc anlamam ama sızın deyımınızle bodoslama yapmadım one ustelık yenı duydum.
hmm
cahilliğimi bağışlayın.
yüksek bilgilerinizden istifade etmiş oldum.
neyse ınternettın hocam bırbırımızı kırmaya gerek yok sıze cahıl demek haddıme degıl sayfanızı mesgul edıp durdum ıcın asıl sız kusura bakmayım ama ben sadece bayraktar hocayı dunya capında ılım adamı olarak kabul edıyorum o yuzden 7 puanı ona az gorup.acıklama ıhtıyacaı hıssettım.alanında 1 numaradır bayr aktar hocam.kım ne derse desın gunes balcıkla sıvanmaz.saygılar.
internettin hoja. acizane tavsiyem kendini boş yere yıpratma. dediklerinin hepsi doğru olabilir. fakat hitlerin bir sözü var. ”bir yalan ne kadar büyük olursa inanıda o kadar çok olur” yalanların talibi gerçeklerin talibinden her zaman çok olmuştur. bilesin ki ; körler ülkesinde en büyük suç. GÖRMEKTİR. bence suçlusun sen. en büyük suçu işledin sen GÖRDÜN…
of be ne laf etmıssın ama.memleketın ulema sınıfı(din işleri yuksek kurulu)bır araya gelse boyle felsefı bıseyler ortaya cıkaramazlar sanırım…ayy koptum valla.korler ulkesıymıs kendı kurdun ulkeden bahsettın galıba.yoksa bız herseyı goruoz.azıcıkta sen gormeye calıssan dıyorum.ya da sus ne olur.
ben programın tamamını izlemiş biriyim. kendi görüşlerimle açıklamam gerekirse;
bayraktar hocama;
din bilgisi bakımından;9
bilime olan ilgisi ve donanımı bakımından;7
bayındır hocama;
din bilgisi bakımından;8
bilime olan ilgisi ve donanımı bakımından;2
celal hocama;
din bilgisi bakımından;8
bilime olan ilgisi ve donanımı bakımından;10
öncelikle farkettiyseniz bütün konuklara hocam diye hitap ettim, hepsine saygım sonsuzdur… görüş ayrılıkları olabilir, olmalıdırda ama bu saygımı hiç bir zaman engellemez.
bayraktar hocamı az çok yazılarından tanıyordum, bir yaratıcıya inanması ve evrimi yaratıcının canlıyı yaratma şeması olarak göstermesi ve bunu açıkça ifade etmesi açıkçası her zaman hoşuma gitmiştir. tabi bu salondaki insanlara pek fazla ilginç gelmedi çünkü insanımıza çok yabancı bir konuydu. halbuki evrim araştırması yapan büyük profların bir çoğunda aynı özelliği görebiliriz.
bayındır hocamı ilk kez bu programda izleme fırsatı buldum, dini bilsi kesinlikle tartışılmaz, fakat yoruma açık bir kitap olan kuranın kendi yorumladığı seklini çok katı bir şekilde savunuyor ve yeniliklere izin vermiyordu. bu bana matbaanın osmanlıya sokulmamasını hatırlattı. diyeceksiniz ne alakası var, çok alakası var fakat sayfalarca yazı yazmam gerekir. bayındır hocamı bilim konusunda “test edelim” cümlesi için 2 puanla ödüllendirdim. gerisi açıkçası vasatın çok altındaydı. özellikle dünyanın yasının yaklasık 7 milyar yıl olduğunun söylenmesi ardından, “nerden biliyorsun” demesini aklımdan çıkartamıyorum. bu veriler sayılar tahmin teori değil tamamiyle kimyasal deneylerle hesaplanmış değerlerdir. kusura bakmayın ama bu konuda baya geri kalmıssınız.
celal hocama gelirsek, yüzyüze tanısıp görüştüğüm ve internettin hocanında belirttiği gibi olayları net bir şekilde anlatmasına hayran kaldığım birisidir. kendisi medyatiktir de =) işin şaka kısmını geçicek olursak, oradaki ortamda bilim adına onun haricinde yorum yapabilecek bir insan yoktu. maalesef cok saçma sorulara maaruz kaldı. bunun suçlusu tamamiyle çarpıtılmış eğitim sistemidir. bir ilahiyat öğrencisinin fen’den uzak tutulmasıdır. bırakın fen’den uzak tutulmayı, konusmadan bile uzak tutulmadır. söz alan pek çok ilahiyatçı arkadaşımın iki kelimeyi bir araya getirmekte zorlandığını gördüm. gerçi aynı güçlüğü moleküler biyolojide okuyan bir arkadaşımda da gördüm.
celal hocayla ilgili ikinci yorumum, din konusuna pek fazla girmek istememesiydi. bu konularda fazlasıyla bilgisi olduğunu biliyorum fakat konsepti evrim dışına taşımadı ve hatta konu dine kaymasın diye “aslında allaha inanıyorda çaktırmıyor” gibisinden bir cümleyide kabul etti.
program hakkında bir yorum yapmam gerekirse de, salona neden biyoloji öğrencisi ve biyoloji profösörleri getirilmemiş açıkçası çok merak ettim…
bu arada son bir ek yapmak isterim evrim bir din veya inanç meselesi değildir. bilimsel araştırma ve gözlemler sonrasında elde edilen sonuçların bir kompozisyonudur. evrimin olduğunu bilmek ve inanmak arasında cok fark vardır. inanmak maddi kanıt istemez, bilmek maddi kanıt ister, bilimde buradan gelir zaten… metafizik denilen olgu bilimin dışındadır. gözlemlenebilirliği ve kanıtlanabilirliği yoktur, zaten bayındır hocamda kanıtlayabilirim dediği inanç konusunu kanıtlamak adına hiçbir şey yap(a)madı.
evrim olgusunu bilmek içinde ateist veya deist olmak gerekmemektedir… bu konu üzerine çalışan pek çok teist insan mevcuttur.
http://realityofevolution.word.....im-ve-din/
amacım konuyu saptırmak değil fakat,
temelini ateizmin oluşturduğu bir görüşün, çıkar yolu kalmayınca İslam’a ve Allah’a (cc) mal edilmeye çalışıldığını anlıyorum.
neden bilim ewrim teorisinden ibaretmiş gibi kendimizi sıkıntıya sokuyoruz? ewrim teorisi, denizde yüzen bir insanın bir damla su araması gibi bir şey bence.
Kur’an-ı Kerim’de insanlar ile maymunların arasında bir bağlantı olduğu şu ayetlerden anlaşılıyor:
De ki: “Allah katında bunlardan daha şiddetli bir cezayı hak edenleri size söyleyeyim mi? Onlar, Allahın lanetledikleridir; onlar Allahın gazap ettikleridir ve şeytani güçlere taptıkları için Allahın maymuna ve domuza çevirdikleridir: Bunlar durumu en kötü olanlar ve doğru yoldan (alaya alıcılardan) daha fazla sapanlardır”. (5-Maide/60*)
Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, “Aşağılık maymunlar olun” demiştik. Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.
(2-Bakara/65-66*)
Kendilerine verilen öğütleri ve uyarıları kulak ardı edip onları bir tarafa bırakınca, içlerinden kötülükleri önlemeye çalışanları kurtarıp o zalimleri fâsıklıkları yüzünden şiddetli bir azaba uğrattık. Şöyle ki: Onlar serkeşlik edip yasakları çiğnemekte ısrar edince onlara: “Hor ve hakir maymunlar haline gelin!” diye emrettik. (7-A’raf/165-166*)
Yüce Allah insanları yoktan var etme, maymun veya diğer biçimlere çevirme ve daha nice güçlere sahipken, neden bilimi bir ceviz kabuğuna sığdırmaya çalışıyoruz ki?
bilim geniş düşünerek gelişmez mi? Kur’an İslamı insanın düşüncelerini daraltmaz, aksine bilinmeyen düşüncelerin ve dolayısıyla bilimin de ışığıdır.
eğer geleneksel dinlerden sıyrılıp, Yüce Allah’a iman çerçevesinde kainatı Kur’an-ı Kerim ile yorumlayabilirsek bu ve benzeri teorilerin ötesine geçebiliriz diye düşünüyorum.
sanırım bu benim görüşlerime olan cevabınızdı. bana ayetler yazmanıza gerek yok masamın üzerinde kuran incil ve tevrat bulunmakta ve ara ara açıp okumaktayım ve bu konuda eksik olduğumu düşünmüyorum. fakat sizin evrim hakkındaki bilgilerinizin çok yetersiz olduğu görüşündeyim.
ben açıkça söylemem gerekirse deistim, amacım çıkar yolu kalmadığı için islamla evrimi bağdaştırmak değil, bir dini inanca sahip olan bir kişininde evrimin doğruluğunu görmesine engel olmadığını göstermekti. fakat kendi dar görüşünüz nedeniyle bunu fark edememişsiniz. evrim doğruluğunu kanıtlamak için bir inanca htiyaç duymaz. olan bir şey açıklama bile gerektirmez.
tekrar söylemek gerekirse evrim teorisinin MAYMUNDAN TÜREME ile alakası yoktur. bu sadece evrim teorisini bilmeyenlerin anladığı kısımdır, zaten bunu yazımda açıklamıştım. blogumda daha uzun ve geniş yazılara yer vericem. kimsenin inancına sataşacak değilim çünkü beni ilgilendiren bir konu değil, inançlarınıza saygım sonsuz, ki bu yüzden sizin inandığınız kitaplarıda okuyup öğrenmeye çalışıyorum.
umarım biraz açıklayabilmişimdir.
yorumumu sahiplenmeniz ewrime olan ilginizden kaynaklanıyor sanırım. ayetler size özel değildi, bu ve benzeri görüşlerle ilgili herkesçe heryerde ortaya konulabilen ayetler. vermek istediği mesajlara gard alarak, savunma açısından baktığınız için ayetlerin yansıttığı “farklı bir biçime sokma” olayını görememişsiniz.
Kur’an-ı Kerim kendini okuyan her insana aynı şeyleri vermez. hatta bazılarına hiç birşey vermez. bunu araştırmanızı tavsiye ederim. ayrıca diğer ilahi kitapları bir Kur’an-ı Kerim temeli oluşturup bu temele dayanarak incelerseniz yanılma riskinizi azaltmış olursunuz.
ewrim hakkında ihtiyacım olduğu kadar bilgim olduğunu düşünüyorum fakat sizin için yeterli olmayacağının farkındayım.
olan birşeyin açıklama gerektirmediğinizden kastınızı anlayamadım. ewrim için bunu savunuyorsanız yeryüzünü birkaç milyon yıldır derinlemesine takip ediyor olmalısınız.
biliyoruz ki insanın keşfettiği teknolojiler Yüce Allah’ın ezeli teknolojileridir. farkındamısınız insanın kainatta bir atom kütlesi kadar boş yeri bulunmamaktadır. yani buna bile sahip değilken, kaldı ki oraya yoktan bir atom var etsin.
buna göre bilime; “insanın, Yüce Allah’ın kendisine verdiği basit oyuncaklarla oynaması” diyebiliriz. fakat mızıkçılık doğru bir tutum değildir.
gerçek müslümanlar İslam’a karşı mücadele etmeyen, zarar vermeye çalışmayan inançlara saygı duyarlar. fakat İslam ile çatışan görüşlere ve fiillere karşı mücadele ile emrolunmuşlardır. eğer edindiğiniz davanın doğruluğundan, öneminden ve sonucundan eminseniz sizinde bu şekilde davranmanızı tavsiye ederim.
“Allah katında tek din İslam’dır.” lafınızı ilginç buldum. Allah’ın tek olduğuna inanıyorsunuz, değil mi? Yani müslümanların, Hristiyanların ve musevilerin inandıkları tanrı aynı. En doğru dine, yani islama inanmayanların sonunun pek iyi olmayacağına inanıyorsunuz. Daha net söylemem gerekirse müslüman arkadaşlarımla konuştuğumda müslüman olmayanların ve inanmayanların cehenneme gideceğini iddia ediyorlar. Ya da Allah’ın kabul ettiği, insanlara buyurduğu dinin islam olduğunu. (sizin dediğiniz gibi) Bu anlayışlı ve merhametli bir din ve Allah için fazla acımasız değil mi? Yani siz eğer Türkiye’de
doğmasaydınız, veya müslüman bir aile tarafından
büyütülmeseydiniz, diyelim ki Estonya’da doğsaydınız muhtemelen
bir din öğretisi ile büyütülmeyecektiniz, belki de hristiyan olan aileniz tarafından hristiyan olarak yetiştirilecektiniz. Ya da Amazon’larda diğer insanlardan uzak bir kabilede doğsaydınız bırakın müslüman ve hristiyan olmayı, bunlardan haberiniz bile olmayacaktı. Örnekleri çoğaltmak mümkün… Şimdi sormak istediğim şu: Amazon kabilesinde doğan bebeğin suçu veya “günah”ı nedir ki, “şanslı” insan topluluğunun bir üyesi olamamıştır, dünyaya müslüman olarak veya islamı seçme fırsatı bile olmadan gelmiştir? Doğduğundan itibaren ölene kadar “bulamadığı” bir din ve Allah sayesinde cehenneme mi gidecek veya cezalandırılacak mı?
Ahmad el Hassam diyor ki:
Ahmet kardesim. İnsanlar nerde hangi şarlarda hangi toplum içerisinde doğarlarsa doğsunlar. Aklı Olan her insanın içerisinde öz yapısında Allahın o yaratma fıtratı vardır. Kuran ibrahim örneğini verirken, Bütün kavmi allaha şirk koşarlarken, o yerlerin ve göklerin yaratılış biçimini düşünüyor onların kendilerine allahtan başka ilah olarak kabullendikleri ilahların kendilerine bile bir hayrı olmadığını düşünüyordu. ve tek başına aklını kullanması sayesinde rabbim allahtır deyip tevhit akidesine ulaştı. bir kişinin islam toplumunda veya gayri islam toplumunda doğması onun avantajlı ve dezavantajlı olduğunu göstermez. işte bir peygamberin oğlu ve eşi gayri müslülm olabildiği halde bir firavun gibi ilahlığını idda eden kişinin eşi müslüman olabiliyor. Allah dini toplumlara değil fertlere vermiştir. aynı dine iman eden fertler ümmet ve şeriat bilincine uılaşırlar. detaylı araştırma için
kuranianlamametodu.blogspot.com
wep sayfasına bakabilirsiniz.
Sevgili Ali Riza Borazan,
Aslında “Allah katında tek din islamdır” lafzını ilginç bulmak yada bulmamak biraz da “Tanrı”yı felsefi olarak nasıl tanımladığınıza bağlı.
Ben bir müslüman olarak kendi tanrı anlaışımı şu şekilde kısaca özetlemek istiyorum.
1-Evren bir yaratıcıya muhtactır. Bu kadar mükkemmelliklerin mutlaka bir mimarı olmalı.
2-Eğer yaratıcı varsa bu tek olmalı. Çünkü tanrılık ikiliği kaldırmaz.Zaten iki tane olursa onları da bir yaratanın olduğunu düşünmemiz icab eder.
3-Eğer tanrı tekk ise din de tektir.
PARANTEZ: Hriztiyanlık musevilik gibi Allah’ın yeryüzüne gönderdiği kitapların insanlar tarafından bozulması ile ortaya çıkan dinler Hak din değildir. Zaten Allah Hz. Ademden Hz Muhammed’e kadar sadece tek din göndermiştir. O da islam. Lakin Hz. Ademden Hz. Muhammede kadar değişen tek şey şeriat (hukuk) olmuştur. Din yine aynı dindir.
ÖZETLE: Aslında “Allah katında tek din islamdır” cümlesini ilginç bulmak ilginçtir.
Bahsettiiniz diğer hususla ilgili olarak: Müslüman bir ailede ve müslüman ülkede doğmuş olmak çok büyük bir şeref ve dahi büyük bir ayrıcalıktır. Lakin bunun yanında büyük sorumluluklar gerektirmektedir. Diğer insanlara haksızlık olup olmadığı konusunu şu şekilde örneklendirmek istiyorum. Bir Hadis-i Şerifte (hz muhammed’in sözü) şu şekilde buyuruluyor, “boynuzsuz koç boynuzlu koçtan hakkını lacak” Yani kime ne fazladan verildi ise kendisine verilenin gereğini yerine getirip getirmediği sorulacak. Dolayısı ile esasında müslüman olmak kıyamet gününde çok daha fazla sorguya tabi olmaktır.
Diğer insnlar da islamı bulmakla yükümlüdürler. Nihayetinde Allah insna akıl vermiş. Her insan bulunduğu noktayı sorgulamalı.Ailenin öğretileri belli bir yaşına kadar geçerlidir. Belli bir yaştan sonra insan kendi karalarını kendisi verir. (zaten müslümann olanların geçmiş günahlarnın hepsinin sıfırlanması da bu yüzdendir)
Bir diğer bahsettiğiniz insanlar ise. Amazonda dünya dahi görmemiş olan insanlar. Onlarda kendilerini bir yaratanın olduğunu bilmek zorunda. Elbette sorumlulukları çok daha az. Ve eğer hiç bir şekilde Allah’ı bulamamış ve kendisine de hiç kimse islamı ulaştırmamışsa tabir yerinde ise mansiyon verilecek. Cehenneme gitmeyecekler yani.
KADER
Önce bir akıl jimnastiği yapacak olursak. Kainatın yaratılışı hakkında bazı ilim adamlarının ortaya attığı teoriye göre zamanımızdan on beş milyar yıl önce yaratıldığı söylenmektedir. Kainatın bu anlayışa göre bir yaratılış başlangıcı olduğu muhakkaktır. Kainat yokken ne vardı sorusu akıla gelmektedir. Elbette bu muazzam kainatı bir düzen ve intizam içinde yaratan bir varlık olduğu muhakkaktır. O varlık öyle bir varlık olmalı ki. Yarattığı hiçbir varlık onun denginde veya üstünde olması akıl ve mantık dışı bir olaydır. Burada insanların kafalarını karıştıran olay zaman kavramıdır. Zaman kainat yokken yoktu. Zaman kainatın yaratılışıyla beraber ortaya çıktı Zaman Allah’a göre yok zaman insanlara göre vardır. Yani insanlara göre on beş miyar yıl Allah’a göre sıfır hükmündedir. İşte Allah’ın Ezelde kainat yokken zamanın olmayışı ve sonradan kainatla beraber ortaya çıkışı bu zaman ancak insanlar tarafından algılanmaktadır.
76/-1 Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.
Kainatın yaratılışıyla beraber ortaya çıkan zaman ile birlikte Bize göre başlangıcı sıfır olan kainatın yaratılışı ile sonucu on beş milyar yıl olan kainatın arasındaki herhangi bir zaman diliminde işlenen veya olan olaylar Allah katında zaman olarak bir fark yoktur. Yani Allah önceden yazmış bu zamanı gelince olmuş diye bir Allah’a göre değil bir zaman dilimi içerisinde yaratılan insanlara göredir. Öyleyse bu kainat Allah Katında Ol dediği zaman hemen oluveren bir olaydır.
2/117- Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca “OL” der, o da hemen oluverir.
Ol dediği zaman Allah’a göre olu veren bize göre on beş milyar yılda olmaktadır. Kainat yaratılmadan yerde ve gökte ne varsa Allah tarafından projelenerek ner de ne zaman olacak olan olayların Allah katında olmuş ve bitmiştir. Onun izni olmadan yaprak dahi kıpırdamaz. Veya yaprağın kıpırdayacağı onun ilminde bellidir. İşte insanların bir zaman dilimi içerisinde nerde ne yapacaklarını Özgür iradelerini İnsanlara vererek onları denemeye tabi tutmak için,imtihan edilmektedir. Allah ezelde onların iyimi kötümü yapacaklarını Allah Biliyor Ama onlara iyiyi yapmak ve kötülüklerden sakınmak için donanımını koymuş.bu konudaki yetkiyi ve sorumluluğu insanın kendisine bırakmıştır. Hayatımızdan bir örnek verirsek. Ateş insanı Yakar bu insanın bulduğu ve deneyim sonucu bildiği olaylardandır. Ve insanı yakıp yok edecek şekilde ateşin içerisine attığın zaman onu ateş yakar. Bu insanın bilgisinden sonra olacak olanı bilmesidir. Ateş onu insanlar bildi diye yakmıyor. Zaten ateşin yakacağını bilen insanlar onu yakacak olduğunu ilminden dolayı biliyor ve öyle yanıyor. İşte bu kader anlayışını bu bilgileri kavradıktan sonra tahlil ederek anlamaya çalışalım..
Günümüze kadar toplumlarda anlaşılan kader, gerek insanların kendi ellerinden gerekse insanların kendi ellerinin dışında başlarına gelen olayların sanki Allah tarafından başlarına yazılmış bir olgu olarak geldiği inancı vardır. Adam alıyor silahı eline adam öldürüyor bu benim kaderim diyor adam. Çalışmıyor. Eve ekmek götürmüyor. Fakirlik benim kaderim diyor. Adam içki kumar gibi insanları helake götüren yanlış davranışların peşine düşüyor. Bu kader im diyor. Şimdi Kader anlayışının doğrusu nedir kuran ilim akıl ölçülerine göre onu anlamaya çalışalım. Kaderi Önce iki Kısma ayırmak gerekir. birincisi Kendi eliyle seçtiği kaderi ikincisi ise kendi elinde olmayan kaderidir.
KİŞİNİN KENDİ ELİNDE OLAN KADERİ
Önce kişinin kendi elinde olan kaderini anlayabilmek için bazı ön bilgilerin bilinmesi gerekmektedir.Bu Konuda da psikologları dinlediğimiz zaman onların da görüşleri aynıdır. Kişi Yaratılış olarak bilindiği gibi, temel olarak, iki ana yola gidebilme eğiliminde yaratılmıştır. bunlar insanın yapısını fıtratını oluşturan olgudur. Kuran Buna şu isimleri koymuştur. Birisinin adı takva. Diğerinin adı da fısk ve fücur, veya iblis, veya nefis tir. Psikologlar ise bu olguların tahlilini yaptığında. Nefis kelimesine bazıları alt ben bazıları içimizdeki çocuk, takva kelimesi yerine de bazıları baba bazıları da üst ben kelimeleriyle açıklamışlardır. Kurandan ayetlerle söylediklerimizi belgelemeye çalışalım.
91/8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (Andolsun
91/9- Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur
91/10- Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.
Bugüne kadar genelde insanları hayvanlardan ayıran özelliğin sadece akıl olduğu söyleniyordu. işte insanlarla hayvanları ayıran temel özelliklerden daha da önemli olanı takvanın ve fıskın oluşudur. Bu olgu göz ardı edilmişti. İşte insanı insan yapan ve insanların yollarını belirleyen onlara kim olduklarının bilgisini veren ve kimliğinin adıdır. Bu iki ayrı yola gidiş temelini oluşturan bir olgudur. İnsanlar bunlarla denemeye tabi tutulmaktadır. Ya İnsan Muttaki Olur. Ebedi cennetin binasını yapar. Ya da insan fısk ve fücur yolunda gider ebedi cehennemin azap yerini hazırlar. İşte dünyadaki kavgaların savaşların nedenleri bu insandaki iki tane farklı yöne gidebilme eğilimidir. Kuran Muttaki olanlara Allah’ın lütuf olarak gönderdiği bir kılavuzdur.
2/2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap’tır
Bu Yolda yürüyenlere Allah nerde nasıl davranacağını her örnekten bir örnek vererek ve hiç bir eksik bırakmadan insanların önüne sunduğu Allah’ın bir hayat projesidir.işte bütün peygamberlerin insanları sağ salim şu dünyadan sağ salim ulaştırılmak istenen yere ulaştırmasıdır.. O insanın öz yapısında var olan ve şeytanlaşan toplumlara salgın bir hastalık gibi yayılan o iblisin şeytanlaşması. Muttaki insanların devamlı uyanık durması gereken tehlikelerdendir. İşte bu tehlikeler karşısında kuran devamlı bir reçete ve devamlı reçeteye uygun bir ilaç önermiştir.. kim bu önerilere kulak verirse o kurtulmuş. kim de bu önerilere kulaklarını tıkamışsa o da helak olmuş ve yıkıma uğramıştır. Şimdi bu bilgilerden sonra sanırım kaderin kendi ellerinden olan boyutu ile ilgili bölüm daha iyi anlaşılacaktır . Kanaatindeyim.
İşte iki Yola da gitme eğiliminde olan insanın, yola gidiş seçimini Allah insana özgür iradesine vererek dünya hayatında setçiği yolda müdahale etmemiş. Cennet ve cehennemi göstermiş sonucuna katlanmak koşulu ile denemeye tabi tutmuştur.
672- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır./
İşte dünya hayatına denenmek için gönderilmiş olan insana Akıl Takva Fısk vererek istediği şekilde yola gitmesi yol seçmesi kişinin kendisine aittir. bütün dünyadaki insanlar toplansalar bir araya gelseler. O kendisi istemedikçe ne takva yoluna ne de fısk yoluna götürebilirler Kişi bu sebeple yola gitmekte tek başına yetkili ve sorumludur..
76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör
41/40- Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir.
İnsan oğlunun var oluşundan bu güne kadar toplumlar incelendiği zaman, Kendi içlerinden bir kısım uyarıcılar peygamberler çıktığı halde. Devamlı toplumun önde gelenlerinden zenginleşmiş firavun ve firavun tipli insanlar. Çıkmış ve gelen elçileri ya dövmüşler ya öldürmüşler yada sürmüşlerdir. İşte insanların içerisine yerleştirdiği takva bu yapılan zulümleri her insan bildiği ve hissettiği halde. Korkudan dolayı bu olaylara seyirci kalmışlar veya bu zulmedenlere karşı yandaş olmuşlardır. Kuran Musa ve firavun örneğini verirken insanlardaki yol seçmeyi nasıl tercih ettiklerini çok güzel izah etmektedir. insanlardaki dik duruşun temsilcisi Musa peygamber, insanları fırkalara bölerek zulmünü devam ettiren, bir firavun, ve kendisinin dünyalık menfaatler uğruna zalim olan firavunun yalakalığını yapanlardır. Bir de Haman örneğini vermektedir. Bu her zaman her asır ve çağlarda olagelen insan tiplemeleridir İşte Hazreti Musa ile Allah Konuşurken Asayı At dediğinde Attığı Dünyalık dayandığı bütün güçleri temsil ediyordu. Bu güçleri terk etmek için önce ölümle karşı karşıya kaldığını hissetmesi gerekiyordu.ve ölüme imza atması gerekiyordu Bu anlayış da onun üzerinde . Soğuk duş etkisi yaptığını sanatsal bir anlatımla anlatıyordu. İşte onu yılan ifadesi ile tasfir etmiştir. Bunlara korkularından dolayı destek çıkmayan mustazafları katacak olursak. İnsandaki takva veya fıskın duruş davranış ve yaşamlarına göre nasıl sınıflanarak isimler aldığı meydana çıkmaktadır.
Şimdi firavuna bakacak olursak halka zulmetmenin yanlış olduğunu kendisi bilmiyor mu? İdi. biliyor ama dünyadaki menfaatler ona çekici gelmiş halkın sırtından krallık taslıyor.. Gelelim Haman’a. O firavunun yanlış yaptığını ve yanlışı destekleyerek mazlum olanların ezildiğini biliyordu. Ama ona da dünya çekici ve süslü gelerek. Onunla savaşmayı göze alamadı. Onun yaptıklarına o da ortak oldu. Bunu kendisi istemese firavun ona yaptıramazdı. Sonu en çok ölümdü. Gelelim Hazreti Musa Peygambere O zaten kişilik ve dik duruşunu gösterip firavunun öldürmesini göze almıştı ve bu sebeple de firavun ona karşı kendi sarayında kendi kültüründe yetiştiği halde, onu firavunun ölüm tehditleri onu kendi yolundan ayırtmaya yetmemişti. İşte bunlar kişilerin hayatta denenmeleridir. Allah. Kişilerin kendilerine özgür iradeyi verip de bazılarının dünyayı bazılarının da ahiret hayatını tercih etmelerini zorla baskı kurarak yaptırmıyor bu yollarını kendileri seçiyor. Allah Bu insanlara uyarıcılar gönderdiği halde. O uyarıcılara kulak vermedikleri gibi. Uyarıcılara düşman kesilerek onları yurtlarından sürmüşler ve çıkarmışlardır.
Düşünecek olursak bir taraftan yurtlarından sürülüp çıkarılanlar, bir taraftan da birilerini yurtlarından çıkaran adamlar var. Şimdi bunların ikisi de Allah benim kaderimi böyle yazmış bunda benim ne kabahatim var dese olur mu?.burada birisi zulüm görüyor. Diğeri ise zulmediyor.işte zulmeden imtihanı kaybetmiş Allah’ın ona verdiği gücü başkalarına zulmetme aracı olarak kullanmış. Böylece Kendi kaderini kendisi çizerek azabı hak etmiştir. Öbürüde sabır ve Allah’ın yolundan ayrılmadığı için de imtihanı kazanmış ve Allah’ın mükafatına nail olmuşlardır.İşte Allah dünya hayatında. Halifeliği yani otoriteyi insan oğlunun egemenliğine vermiş. Bir taraftan. İnsanları kesip doğrayan insan tipleri olduğu halde onları ancak başka insanlar tarafından düzeltilmesini istemiştir. Bazı insanların bozduğu toplumları bazı insanlarla düzeltmiştir.
22/40- Onlar, yalnızca; “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah’ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır.
KADER İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ DR AHMET SEYHAN KARDEŞİMİZDEN DİNLEYELİM.
SUÇU SADECE KADERE YÜKLEMEK DOĞRU MUDUR?
İslam’a göre Allah’ın irade ve kudreti her şeyi kuşatmıştır. O, istemedikçe bir yaprak bile kımıldayamaz. Ezelî ve ebedî olan ilâhî sıfatlar zâtîdirler ve hiçbir noksanlık taşımazlar.
Kainatta olup biten her şey, Allah katında bir anda olup bitmiş gibidir. Öncesi ve sonrası yoktur. Ama insanın yaşadıkları, “zaman” ile bir sürece dönüşmüştür. Yani bu “zaman” yaratılanlar için geçerlidir. Yaratanın ilminde her şey âşikârdır. O, zamandan ve mekandan münezzehtir. Bu nedenle kader, bir anlamda her şeyin öncesi ve sonrasını bilen Allah’ın kaydıdır. Kaderde kayıtlı olanlar, Allah’ın takdiri ve kişinin isteği sonucunda ortaya çıkmaktadır.
Yaşanılan şeylerde hangi iradenin ne kadar tesiri olduğu ise tartışıla gelmiştir. Ama insanın karşısına çıkan olaylara verdiği tepki unutulup iradesi yok sayılınca “kaderiyeci” bir anlayış gelişmiştir. Bu anlayışa göre insan, kaderinin mahkûmudur. Onun elinden hiçbir şey gelmez. Başına gelenlere katlanmak zorundadır. Kanaatimizce böyle bir yaklaşımın kabul edilebilmesi mümkün değildir.
Aslında kabahatleri sebebiyle karşılaştıkları olumsuzlukları görmek istemeyen ve suçu başkasına yükleme derdinde olanlar hep bu anlayışa sığınmışlarıdır. “Takdîr-i İlâhî ne yapalım işte?” diyerek sorumluluklarından sıyrılmaya çalışmışlardır. Ama yanılmışlardır.
Mesela alkollü iken araç kullanan, fakat sonunda kaza yaparak sakat kalan birisinin böyle bir söz ile kendini savunmaya kalkışması yanlıştır. Veya ruhsatsız bir şekilde, kaçak olarak dere yatağına yaptığı evini sel sularına kaptıran bir kişinin önce: “Nerede bu devlet? Nerede bu millet” diye bağırması, ardından biraz daha aklı başına gelip sakinleşince: “Ne yapalım takdîr-i ilâhî işte” diyerek kendini avutması, sadece birer züğürt tesellisidir. Hiçbir inandırıcılığı yoktur. Böyle kimseler, önce kendi yanlışlarını sorgulamalıdırlar.
Biz insanlar sebepler dünyasında yaşıyoruz. Yaşananlar tabiatta Allah’ın var ettiği rasyonel sebeplerle gerçekleşmektedir. Mesela ateş yakmakta, kaynamış su haşlamakta, su yüzme bilmeyeni boğmaktadır. Yüksekten bırakılan bir madde yer çekimi nedeniyle aşağıya doğru hızla düşmektedir. Güneş batıdan doğmakta, şiddetli soğuk dondurmakta, sıcak ise kavurmaktadır. Bütün bu ve buna benzer sebepleri görmezden gelerek konuya yaklaşmak her zaman yanlış bir kaderciliği ortaya çıkarmaktadır. Tabiata var olan bu gerçekler kıyamete kadar da değişmeyecektir. Dolayısıyla kendi hatasını görmeyerek suçu kadere yüklemek doğru değildir. Bütün bu kuralların gereğini yapmayanlar yanarlar, haşlanırlar, boğulurlar, yüksekten düşüp ölürler, soğuktan donarlar veya sıcaktan kavrulurlar. Şu halde suçlu kimdir bunun çok iyi sorgulanması gerekmektedir.
Allah, her insanın kaderini kendi boynuna dolamıştır.[1] İnsanın başına bir iyilik gelmişse bu Allah katındandır. Bir de kötülük gelmişse, bu da kendi yapıp ettikleri sebebiyledir.[2]
Sorumluluk sahibi olması gerekenler, yaptıkları hataları görmezden gelerek kaderci bir yaklaşımı savunurlarsa bu doğru olmaz. Mesela bir müteahhidin, inşaatın demirinden ve çimentosundan çalarak, kalitesiz malzeme ve işçilik sonucu yaptığı bina durup dururken çöktüğünde veya hafif şiddetteki bir deprem esnasında yerle bir olduğunda, kabahati kendine değil de depreme yüklemesi yanlıştır. Veya “altımız çürük ne yapalım?” denilmesi doğru değildir. Veyahut “takdîr-i ilâhî işte, ne yapalım?” diyerek suçunu örtbas edilmeye kalkışması haklı bir gerekçe teşkil etmemektedir. Böyle bir tavrın arkasına saklanmak hem şeytânîdir, hem de Yüce Allah’a iftiradan başka bir şey de değildir.
Gelişmiş başka ülkelerde, daha büyük şiddetteki depremlerde sağlam yapılmış binalara bir şey olmazken, hep İslam ülkelerinde bu tür hadiselerin yaşanıyor olması yanlış bir kader anlayışının tabiî bir sonucu olsa gerektir. Dolayısıyla Allah’ın koyduğu kuralları çiğneyenlerin, Allah’ı suçlamaya kesinlikle hakları yoktur. Zira kişinin kaderini büyük ölçüde belirleyen bilinçli tercihleriyle ortaya koyduğu kendi tutum ve davranışlarıdır. Olaylar karşısında gösterdiği tepki ve yöneldiği eğilimlerdir. Yani; kişinin kaderiyle bunlar arasında doğrudan bir ilişki söz konusudur ve insanın kaderi; kişiliğinin genel gidişiyle ayrılmaz bir biçimde ilişkilidir.
Gönülden inanarak Allah’a teslim olanlar, tercihlerini hak, adâlet ve insaf ölçüleriyle yapanlar, sonra da dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyanlar güzel bir kader çizgisi ile karşılaşacaklardır.[3] Tersini yapanlar ise hem bu dünyada, hem de ahirette “gerçek mutluluğu” yakalayamayacaklardır.
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, suçu kadere veya başka şeylere yüklemek yanlıştır. “Nasip, kısmet işte” şeklindeki sözlerle kendilerini avutan ve sebeplere sarılmayı terk edenler ancak kendilerini aldatmakta ve sadece kendilerine yazık etmektedirler.
Buraya kadar Kişinin Kendi elinde olan kaderi ile ilgili kaderinden bahsettik. Şimdide kişilerin kendi elinde olmadan başlarına gelen kaderden söz edelim.
KİŞİLERİN KENDİ ELLERİNDE OLMADAN BAŞLARINA GELEN KADERLERİ
Dünya hayatı Allah’ın insanlara adalet dağıttığı bir yer değil dünya hayatı Allah’ın İnsanlardan adaletle davranması için İmtihana tabi tutuldukları yerdir. Allah Ahiret Aleminde haksızlık yapılmadan adaletini dağıtacaktır.
5/ 8- Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.
Allah dünya hayatında insanları farklı konumlarda ve rollerde yaratmıştır Bazılarını erkek bazılarını kadın, bazılarını Akıllı bazılarını akılsız, bazılarını güçlü bazılarını güçsüz. Bazılarını sağlıklı bazılarını da sağlıksız. Bazılarını kör sağır. Topal bazılarını da sağlam yaratmıştır. Bazılarını siyah renkli bazılarını beyaz renkli bazılarını güzel bazılarını da çirkin yaratmıştır. Bu Farklı yaratılışlar Allah’ın insanları biri biriyle denemesi için ve tanıması içindir.
49/ 13- Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.
İnsanlar arasındaki farklı yaratılışlar bir övünç veya bir yerinme meselesi değil. Sadece tiyatrodaki herkese verilen roller gibidir. Buradaki kral rolünde oynayan birisi belki dağdaki çoban rolünde oynayana göre daha avantajlı değil bel ki de daha dezavantajlıdır. O onun roldeki iyi veya kötü rol oynamasına göre değişecektir. Toplumlar içerisindeki bu farklı yaratılış olmamış olsaydı insanlar arasındaki biri birleriyle olan diyalogları da olmazdı. Bu farklı yaratılıştaki ve konumlardaki insanların hepsi biri birlerine muhtaçtırlar. hangi konum ve rolde olursa olsun biri birlerine muhtaç olmayan insan yoktur. Zengin fakire fakir zengine muhtaçtır. Kadın erkeğe erkek de kadına muhtaçtır.Kör Kör olamayana , kör olmayan köre akıllı olan akıllı olmayana akıllı olmayanlarda akıllı olanlara muhtaçlardır. İnsanlar eksik ve acizdir. Hepsinin biri birlerine ihtiyaçları vardır. İhtiyaçsız ve eksiksiz olan tek bir Allah vardır. Onun için dünya hayatı bir deneme ve imtihan salonudur.Sosyal bir varlık olan insanlar dünya hayatında yaşarlarken başlarına gelen kendi ellerinde olmayan nedenlerle başlarına gerek diğer insanların yapmış oldukları yanlış davranışlardan dolayı gerekse. Evrenin yasasındaki tabiat olaylarından bela ve musibetler gelmektedir. Şimdi bu kaderi de iki kısma ayıralım.
KENDİ ELLERİNDE OLMADAN DİĞER İNSANLARDAN DOLAYI BAŞINA GELEN KADERLERİ
2/216- Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.
Savaş insanların fert olarak kendi elinde olmadan başına gelen şeylerdendir. Savaş temelde hakla batılın doğru ile yanlışın çarpışmasıdır.Ben müslümanım diyenler için düşünüldüğü zaman savaşa katılmak ölüm riskini göze almak demektir.savaş ya kazanmak yada kaybetmekle neticelenecektir İman etmeyenler için kaybedilen savaş onun işçin iki türlü risk getirmektedir. Kaybederse dünya hayatında rezil , ölürse de ahiret aleminde rezildir. Ama Savaşta ölenler Müslüman olur da.ölürlerse karşılığında cennet var. Kazanırlarsa da karşılığında dünyada güzellik vardır.
952- De ki: “Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah’ın ya Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz./
Konumuz o değil ama dünya üzerinde savaşanlar yanlarında kendisiyle ilgili olmadığı halde yanlarına diğer insanları sürüklemektedirler.mesela Türkiye Natoya üye olduğu için gidip Viyetnamda Korede. Filistinde lübnanda savaş uğruna veya başkalarının menfaatlerini koruma uğruna ölmektedirler. Bunlar savaş istemedikleri halde zorla götürülerek orada ölmektedirler. Onlara o kaderi Allah zorlamadı.veya haksız olan savaşlara Allah savaşın diye bir emir vermedi. İşte bunlar insanların elleriyle başlarına gelen kaderidir.
Bir çocuk doğduğu zaman kalbi delik çıkmaktadır. . Çocuğun doğarken bu iradesi dışında gelişen ve oluşan bir olaydır.ne annesi onu fark eder ne de babası onu fark etmiştir.ama doğduğu zaman kalbinin delik çıkması elbette insanların beslenme kaynaklarından veya başka sebeplerden dolayı olabilir ama burada çocuğun bir kabahati yoktur. Bu onun kendi elinde olmayan başına gelen kaderidir. Yolda giderken hava yağışlı iken şimşek çakıp onu öldürmesi. Veya içkili sarhoş olan birisinin kaldırımda yürüyen bir yayaya arabasıyla çarpıp öldürmesi,veya uçağa binenlerin uçak düşerek ölmeleri veya bazılarının kurtulmaları hep başkalarının yüzünden başlarına gelen kaderleridir.
Sonuç Olarak diyebiliriz ki İnsanlar dünya hayatına imtihan için Allah tarafından gönderilmişlerdir. Allah insanlara yapıp veya yapamayacak şeyleri önlerine geldiği zaman yapması emredilen şeyleri yapmak yapması gerekmeyen veya yasaklanan şeyleri de yapmamakla yükümlüdürler. İnsanlar yükümlü oldukları şeylerden hesaba çekileceklerdir. Ve kendi ellerinde olmayan ve irdelerinin dışında olan şeylerden dolayı da hesaba çekilmeyeceklerdir.
-İNSANIN KEDİSİ İSTEMEDİKÇE ALLAH HİDAYET VERMEZ SAPTIRMAZ VE BAĞIŞLAMAZ
284- Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah, her şeye güç yetirendir.
İslam toplumlarında yanlış anlaşılan konulardan birisi de Allah insanın yapmış olduğu yanlış ve büyük günahları dilerse bağışlar dilerse Gazaplandırır anlayışıdır. Dünya hayatında insanlar arasında Allah’ın birilerine aşırı sevgi beslemesi veya birilerine aşırı nefret etmesi diye bir şey yoktur. Allah katında insan olarak herkes eşittir. Kişilerin Allah yanındaki değeri onun takva derecesine göre ölçülür.
Öyleyse insanlar arasından birisine gel kulum seni saptırıyorum birine de gel Kulum seni hidayete getiriyorum ve ya bağışlıyorum demesi düşünülemez. Öyleyse ayetin kastetmek istediği mana nedir.? Onu araştıralım.
Bilindiği gibi Allah aklı olan ve akıl baliğ çağına ermiş olanları bunaklık veya ölüm anına kadar denemeye tabi tutmaktadır.
67/2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.
Bütün psikolok ve pisikiyatristlerin söyledikleri gibi İnsanın ana çatısını oluşturan ve denenmesinin asıl sebebi olan insana iki değişik seslerin gelmesidir. Birisi takvadan gelen ses diğeri de fısk ve fücurdan gelen sestir. Şems suresinde bakınız kuran nasıl anlatmaktadır
91/7- Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene’,
91/8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).
91/9- Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.
91/10- Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.
İşte kuranda geçen Fücur ve ondan sakınma olayı sadece ve sadece insan oğluna ait bir olgudur. Bunu her aklı olan insan kendisini dinlediği zaman bu farklı seslerin olaylar karşısında kendisine geldiğini hisseder. O zaman Allah insana aklını takvasını ve fıskını veriyor. Ve yol gösterici olarak peygamberler. Kitaplar da gönderiyor.Ve önüne bu yollardan hangisini seçerse. Ona yönelmek ve o yolda ilerlemek için melekleri de veriyor. Üstelik hangi yola giderse sonucunda başına gelebilecekleri de öğretiyor. Sonucuna katlanmak koşulu ile kişiyi özgür iradesiyle baş başa bırakıyor.
76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.
41/40- Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir.
İşte bu kadar ayrıntılarla insanlara her şeyi açıkladıktan sonra kişilerin seçmiş oldukları Yola Dünya hayatında kesinlikle Allah özel bir müdahalede bulunmuyor. Hatta inanan ve Salih amel işleyenlerin güç ve iktidar sahibi olduklarında Ayrı ayrı dinden olanları kendi dinlerini yaşamaları için imkan ve zemin hazırlamalarını istenmiştir.
4/75-Hem size ne oluyor da Allah yolunda ve: “Ey bizim Rabbimiz, bizleri halkı zalim olan bu memleketten çıkar, tarafından bize bir sahip gönder ve yine tarafından bize bir yardımcı gönder.” diye yalvarıp duran o ezilmiş erkekler, kadınlar ve yavrular uğrunda çarpışmıyorsunuz?
Kuranda geçen saptırma, hidayete getirme ve bağışlama ifadeleri kişinin kendi seçmiş olduğu ve kendi elinden olan kaderi ile ilgilidir. Bu olayı Başımdan geçen bir anı ile açıklamaya çalışayım. Lise yıllarında matematik dersinden yazılı imtihan olmuş idik. Öğretmen yazılı kâğıtlarını okumaya başladığında arkadaşın bir tanesi kalktı. Öğretmenim bana notu az vermişsin dediğinde ,öğretmen de Hayır evladım ben sana notu az vermedim sen az aldın dedi. Hakikaten bakıldığı zaman öğretmenin dediği çok doğru ve adilane bir söz idi. Öğrenci eğer verilmiş olan soruları tam olarak yapmış olsaydı Adilane görev yapan bir öğretmen için tam not vermekti. Öğretmen ancak öğrencin verdiği cevap kadar not vermiş. Bu anlayışı Kuranda bununla ilgili bir ayetle mukayese ettiğimizde tıpatıp uyuşuyordu
17/13-Her insanın da kuşunu (nasibini) boynunda kendine takmışızdır. Onun önüne kıyamet günü kendisini şöyle karşılayacak açık bir kitap çıkarırız:
Her insan dünya hayatında neler yapmışsa onların yapmış oldukları iyi veya kötü olan davranışları kalplerinden geçenler de dahil olmak üzere Kayıt altına alınacaktır. Dünya hayatı Allahın Adalet dağıttığı yer değil dünya hayatı. Allahın insanlara adaletli davranmayı emrettiği yerdir.
4/135-Ey iman edenler, hak ölçülerle hareket edip adaleti yerine getirmeye uğraşan hakimler,Allah için şahitlik yapan kişiler olunuz. Gerek kendileriniz veya ana-babanız yahut en yakınlarınız aleyhine olsun; gerek zengin, gerek fakir olsun. Çünkü Allah, ikisinden de önceliklidir. Bundan dolayı adaletten uzaklaşıp da nefsinize uymayın. Şahitlik yaparken dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Eğer dünya hayatında her varlık eşit olarak yaratılmış olsaydı insanlar arasında ve doğada bir iletişim meydana gelmezdi İletişimi ve etkileşimi meydana getiren farklı yaratılışlarıdır. Rüzgarı meydana getiren sıcak ve soğuk farklılığıdır. Eğer her yerde soğuk veya her yerde sıcak hava olmuş olsaydı. Rüzgar meydana gelmezdi Sıcak ve soğuk havanın yer değiştirme sonucunda rüzgar meydana gelmektedir. Erkek organ veya dişi organ olmamış olsaydı üreme meydana gelmezdi. Akıllı insan veya daha az akıllı insan olmamış olsaydı veya zengin ve fakir diye insanlarda farklılıklar olmamış olsaydı insanlar arasında iletişim olayı olmazdı Bunlar hep Allahın ayetlerindendir. Zengin olmak güçlü olmak akıllı olmak bir avantaj gibi görülse de bunlar Dünya hayatının çekici süslerinden başkası değildir. Eğer güçlü olanlar zayıf olanların haklarını koruyup onlara zulüm yapmazlarsa. Allahın onlara teslim ettiği emanetlere gereği gibi sahip çıkıp korurlarsa Allah katında değerleri vardır. Bilindiği gibi. Dünya hayatında herkes tiyatrodaki aktör ve aktiristlerin yüklendiği rol gibi rol üstlenmektedirler İşte bu rolleri kim Allahın tarif ettiği gibi oynayabilirse odur kazançlı olan. Kuranı Anlayıp da gerçek yaratılış gayesini kavrayabilen akıl sahipleri Dünya hayatında bolluk ve güllük gülistanlık içinde bir hayat yaşamaktansa o bolluk ona hantallık getirip ahiret hayatında ebedi bir cehenneme yuvarlanacağına. Fakir veya sıkıntı çekerek her zaman Allahın sofrasından uzaklaşmadan kısacık dünyadaki hayatının sıkıntılı ve azap içinde geçmesini yeğler ve sefayı ebedi bir ahiret hayatında cennete saklardı. İşte dünya hayatı değişik türde farklı yaratılışlarda olan insanların imtihana tabi tutulduğu yerdir. Allah insanların biri birlerine müdahalesi hariç özel bir müdahalede bulunmamaktadır.
22/40-Onlar: “Rabbimiz Allah’tır.” demelerinden başka hiçbir haklı gerekçe olmaksızın yurtlarından çıkarıldılar. Allah, insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi, şüphesiz manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın adı çok anılan mescitler yıkılıp giderdi. Elbette Allah kendi (dini) ne yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlü, çok izzetlidir.
Ayetten de anlaşıldığı gibi İnsanlar biri birini yanlışlık yapmaktan engelliyorlar veya yanlışlığı insanlar biri birlerine yapıyorlar. Yoksa Allah insanlar yanlış yaptıkları zaman evrene koyduğu kurallara uymamanın sonucunda başına gelen belalar hariç İnsanları dünya hayatında cezalandırılmıyor.Evrenin yasalarında. Denize gireceksen yüzmek bileceksin diyor eğer yüzmek bilmezse deniz onu boğar. Ateşin içerisine kendini atmayacaksın diyor. Eğer insan kendisini ateşe atarsa ateş onu yakar. Veya içkinin insana zarar verdiğini söylüyor eğer içerse başına sarhoşluklardan dolayı bir çok belalar gelmesi gibi Dünya hayatında evrenin kurallarına uymamanın cezasını dünya hayatında çekmektedir. Ama Allaha ve onun göndermiş olduğu peygamber ve kitaplara inanıp Salih amel işleyenler yasalara uydukları sürece hem dünya hayatında hem de ahiret aleminde mutsuz olmayacaklardır.
İşte İnsanlardan Allahın bağışladığı ve hidayete getirip saptırdığı dünya hayatında oluşmaktadır. Kişilerin denenmesi, bunaklık ve ölüm geldi mi Artık Onun Hakkında Karar verilip bitmiştir. Karnesi elindedir.Ahiret hayatında o karne değişikliğe uğratılmayacaktır. Cennette dereceler ve mükafatlar o karneye göredir Cehannem de de cezalar ve dereceler de o karneye göredir.
Dünya hayatında insanların özgür iradelerinin seçmesi sonucunda Yönünü nereye çevirirse kişilerin o yolda göstermiş oldukları performans onların gidiş yönündeki hidayete getirme bağışlama ve saptırmanın asıl nüvesini oluşturmaktadır.Her insanın kendi yaşamında da bunları hissettiği gibi iyiliğe doğu attığı her adım , Onu daha çok iyilik yapmaya, Kötülüğe doğru attığı her adım da onu daha çok kötülük yapmaya sürüklemesi gibi. İşte insandaki nefsi arındırma veya fıskın boyunduruğuna girerek, onu felakete götürmek insansın kendi elindedir.
4/115- Kim kendisine ‘dosdoğru yol’ apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!.
4/137- Gerçek şu, iman edip sonra inkara sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkara sapanlar sonra da inkarları artanlar… Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir.
Ayetlerden anlaşıldığı gibi, yukarda ki birinci yazılan ayette kişi yolu biliyor doğru ve yanlış ortada, seçme hakkı kendisinin. Alttaki ayette kişi yolların hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu bildikten sonra yine de yanlışı seçip başına bu seçmiş olduğu yanlıştan dolayı başına gelecek olan felaketlerden kendisi sorumludur. İmanda tatmin bulmuş ve onun hazzını tatmış olan bir kişi bunu bırakıp da küfre sapar ve nefsinin vesveselerine kanarak, yanlışı seçerse Allah onu doğruya gelip bir sefer daha fırsat tanıyor İmanda tatmin bularak ikinci bir sefer yine bağışlanıyor. Ve bundan sonra tekrar küfre girip ve küfür artarsa artık o yalama yapmış bir civatanın işlev görmediği gibi işe yaramaz bir hal alıyor. Allah artık onun la bir daha ilgilenmiyor Bunun Adıda. Kuranda Helak olmayı tanımlamış oluyor.
Allah İnsanlara iki Yol Göstermiştir. Onu Öyle donanımlı bir hale getirmiş ki Her şeyden haberdar. Elbette gösterilmiş olan bu iki yolda kişilik ve kimliğini koymuş olan insanlar için meşakkatler vardır. Bir defa inanan bir kişi için daha çok meşakkat vardır. Kuran buna sarp yokuş diyor. Kazandığı malları zorda kalan ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşma, kendi bulunmuş olduğu dini elinden almak isteyenlerle savaşma, hastalık be başına gerek insanlar tarafından gerekse kendi elinde olmadan başına gelen belalara sabır göstererek. Katlanma bunlardan birkaçıdır. İşte dünya hayatında ebedi bir cennetin, sahibi olabilmek için bazı güçlüklere karşı direnmek,ve elini taşın altına koymak gerekir. Terlemeden ekmek sahibi olunmaz, yorulmadan servet ve rahatlığa kavuşulmaz. Gözümüzü etrafa çevirip baktığımız zaman, o ilerlemiş ilimde teknolojide ileri gitmiş insanlar öyle kolay o mevkilere gelmemişlerdir. Uzun uğraş çaba ve kendilerini o konuya konsan tire ederek ulaşmışlardır. Yoksa Allah onlara imtiyazda bulunmamıştır. İşte Kuranda Geçen isteyene istediğinden verilmesi, Onu Anlatmaktadır.
17/18- Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.
17/19- Kim de ahireti ister ve bir mü’min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.
17/20- Hepsine, onlara da, bunlara da Rabbinin ihsanından ‘arttırarak-veririz.’ Rabbinin ihsanı kesilmiş değildir
Yani Allah bazılarına saptırma eğilimi verip bazılarına hidayete eğilimi vermemiştir.kişilerin kendi istekleri doğrultusunda bunları vermektedir.
Öyleyse Sonuç Olarak bu kadar bilgi ve incelemelerden sonra Açık Yüreklilikle diyebiliriz ki, Kişi kendi istemedikçe Allah Kimseyi hidayete getirmez, Kendi istemedikçe Kimseyi saptırmaz. Kendisi bağışlanma istemedikçe kimseyi bağışlamaz. Bunlar dünya hayatında ölmeden önce yapılması gerekenlerdir Ölünce zaten artık hüküm ferman verilmiş. söz değişikliğe uğratılmayacaktır. Kimse Allah’a Belki Bağışlar diye Ümit etmesin Allah birini bağışlar birini Bağışlamazsa. O Allahın adalet sıfatıyla uyum sağlamaz.
ÖNEMLİ OLANI KUR’ANIN NE SÖYLEDİĞİ DEĞİL NE SÖYLEMEK İSTEDİĞİNİ ANLAMAKTIR
ÖNEMLİ OLANI KUR’ANIN NE SÖYLEDİĞİ DEĞİL NE SÖYLEMEK İSTEDİĞİNİ ANLAMAKTIR.
Kur’an: İnsanları ve Kâinatı Yaratan Allah’ın, Dünya hayatında insanların nerde nasıl davranacağının en güzel biçimde, Allah tarafından çizilmiş bir hayat projesinin adıdır. Ne yazık Ki Asırlardır, Kuran’ın dili çözülemediğinden veya çözülmek için uğraşılmadığından, ne söylemek istediği anlaşılamamıştır, bu sebeple İslam toplumlarında yüzlerce binlerce biri birleriyle uyuşmayan, Dinler ortaya çıkmıştır. İşte bizim uğraşı ve gayretimiz çözümlenmemiş olan kura’nı kendi bütünlüğü içerisinde, ne söylemesinden ziyade ne söylemek istediğini, yakalayarak, kurana, o konunun ilmine akıla ve pratik hayata ters düşmeden, anlamaya çalışmaktır.
Kuranın Doğru bir şekilde ne söylemek istediğinin anlaşılmasında benim tespit edebildiğim kadarıyla iki engel olduğu kanaatindeyim.
1- Mucize, 2- Sünnet ( Yani Kuranın dışında peygamber söyledi ve yaşadı denilip de uydurma hadislerdir.)
MUCİZE
Mucize: İslam toplumlarında, Bütün Peygamberlerin, Kendi peygamberliklerini iddia ve ispat etmek için, Allahın vermiş olduğu olağan üstü harikulade güçler anlamında. Tanımlanmıştır. Örneğin, Hazreti Musa Peygamberin Asası ile denizi yarması, Salih peygamberin Dağdan mucize olarak deve doğurtturması hazreti Muhammet’in (sav)on parmağından su akıtıp askerleri sulaması ayı ikiye bölmesi, Kısır koyunu kuzulatması hep günümüze kadar aktarıla gelen peygamberlerin gösterdi diye, anlatılan mucizelerinden, bir kaçıdır. Ama Gerçek olana baktığımız zaman Kuranda Mucize kelimesi geçmediği gibi Peygamberlere verilen böyle aktarıla gelen gibi mucize verilmediğini aşağıda örnekleriyle izah edeceğiz. Peygamberlere sadece vahiy iletilme farklılığı ile gündeme gelmişlerdir. Yani Peygamberleri Diğer insanlardan ayıran özellik Onların Kutsal ruh ile desteklenerek, Onlara kitaplar indirilmesidir. Allah Kur’anda Mucize kelimesi yerine Ayet beyyine delil burhan, Kelimeleri kullanmıştır. Ayet kelimesi de Allahın Yarattığı Zerreden küreye kadar bütün varlıklar için kullanmıştır. Bu Ayeti meydana getirecek hiçbir yaratığın olmadığını ve Mucizeyi Ortaya kayabilecek kendisinden başka hiçbir gücün Bulunmadığını ve bunu hiç kimseye vermediğini anlatmaktadır.
29/50- Dediler ki: “Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?” De ki: “Ayetler yalnızca Allah’ın Katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
Eğer. Allah. Yarattığı ve ortaya koyduğu ayetleri yaratılanlardan herhangi birine vermiş olsaydı veya onlar da ayet mucize meydana getirebilselerdi o zaman Kâinatta Allah ikileşir fesat çıkardı. Asırlardır toplumlarda oluşan mucize kavramı peygamberlerde zuhur etme anlayışları toplumları şirke götürmüş Sanki Peygamberleri kanun çıkarma helalleri haram yapma haramları helal yapma konumuna götürerek Allaha ortak koşmuşlardır. Peygamberleri diğer insanlardan ayıran özellik Allah’ın gözetimi altında eğitilerek yanlış yaptığı yerlerde düzeltilmesi. Ve dünya hayatında gideceği yolda yol gösterilmesidir.
17/93- “Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız.”De ki: “Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?
İşte peygamberi diğer insanlardan ayıran kuranın anlattığı fark budur. İşte Kuran Bu Günkü Toplumun söylediklerini veya peygamberler hakkında bildiklerini Gündeme getirirken şöyle buyurmaktadır.
17/90- Dediler ki: “Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız.”
17/91- “Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın.”
17/92- “Veya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah’ı ve melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin.”
İşte Kuran Gelmezden Önce Mekke Müşriklerinin veya ehli kitap’ın peygamberlerden istedikleri bunlardı. Kuran Yaşıyor Hem de yeniden doğmuş gibi tazeliğini koruyarak yaşıyor. O Bu güne kadar bozulmamış ve kıyamete kadar da bozulmadan yaşayacak. Bu Allahın Vadidir. Asırlar geçtikçe ilim ve teknoloji ilerledikçe Çağlara mesajını vermeye devam edecek. Hem de insanların ve cinlerin toplanıp da bir konu hakkındaki veremedikleri mesajı kuran en güzel bir şekilde verecek. İşte Allahın Peygamberlere verdiği mucize budur. Bütün Peygamberlere verilen mucizeler veya kitaplar kuranla özetlenerek İnsanlığa Allahtan gelen en büyük mucizeyi oluşturmuştur. İşte Allah onların Mucize istemelerine karşın verdiği cevap.
29/50- Dediler ki: “Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?” De ki: “Ayetler yalnızca Allah’ın Katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
29/51- Kendilerine okunmakta olan Kitap’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır.
İşte Allahın Peygamberlere verdiği mucize gönderdiği kitaplardır. Kuranda sanatsal üsluplarla Anlatılan peygamber kıssalarını sanki gerçek anlamında anlamaları onların kuranı doğru anlamalarını engellemektedir. Her milletin dillerinde olduğu gibi kuranın dilinde de mecazi anlatım sanatı çok geçmektedir. Mecaz sanatı herkesin bildiği gibi bir olayı gerçek anlamının dışında anlatma sanatıdır. Bunlardan Birkaç Tane örnek verecek olursak. Hazreti Musa’nın Asasıyla denizi yarması, Salih peygamberin devesi, Süleyman peygamberin Balkısın sarayını getirttirmesi, Hazreti isa peygamberin ölüleri diriltmesi hep bunlar değişmeceli olarak anlatılmıştır. Kur’an Okuyucuları şunu iyi düşünmelidir ki Peygamberlerde böyle olağan üstü vahiylerin dışında bir mucizeleri olmuş olsaydı neden kâfir olanlar tarafından eziyet edilmelerine müsaade edilirlerdi. Peygamberler kendisine tabi olanları mucizeleri ile kâfirlerden korumaları gerekirdi. Yoksa Son Peygamber olan hazreti Muhammet sav de on üç sene gibi bir zaman Mekke müşriklerinin içerisinde işkence ve ızdırap çekmezdi. Mekke’den Medine’ye gidebilmesi için mağaralarda yılanların çıyanların içerisinde gizlenmelerine gerek yoktu. Veya. Uhut savaşında bir çok Müslümanlar ölürken buna mucizeleriyle engel olurdu. Hayır. Peygamberlerin diğer insanlardan farkı sadece ve sadece vahiy almalarıydı. Öyle insanların inanmaları için olağan üstü vahiylerin dışında gösterdikleri bir mucizeleri yoktur.
6/111- Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, -Allah’ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. Demek ki insanların bu güne kadar mucize anlayışları, mucize kavramı kuranın anlattığı ile alakası yok. Şimdi soruyorum onlara,? o zaman kuranın tarif ettiği peygamber günümüzde de gelmiş olsaydı kaç kişi onun peygamberliğine inanırdı. Bu Günkü inandım ben müslümanım diyen toplumlar. Diyeceklerdi ki Haydi peygambersen bize mucize göster bakalım dediğinde peygamberim diyen kişinin onlara göstereceği mucize vahiyden başka bir şey olmayacaktı. Ve toplum da onu dövüp öldüreceklerdi. O zaman Ey Müslümanım diyen insanlar, Ortada şimdi bir peygamber yok artık bir daha peygamber de gelmeyecek, size o büyük gün gelmezden önce Allah peygamberlik ayetini feshederek onun yerine insanların yollarını vahiylerle düzeltebilecekleri kuran gibi yeterli bir kitap var. O Kitapta insanlar için her örnekten bir örnek verilmiş ve hiçbir eksik bırakılmamıştır. Ve insanlar sadece ondan sorguya çekileceklerdir.
17/89- Andolsun, bu Kur’an’da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkârda ayak direttiler.
6/38- Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.
43/44- Ve şüphesiz o (Kur’an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız. Kuranda geçen mucize ile ilgili ayetlerden ne anlatmak istediği konusunda herhalde yeterli bir açıklama yapıldığı kanaatindeyim Bu Gün Ehli Kitap ve İslam dünyası. Kavramları yeniden gözden geçirerek, Yanlış anlamalara neden olan kelimeleri doğru anlamaları gerekir. Kuranın tarif ettiği yolu doru anlama ve doğru yolda yürüme dileğiyle. Şimdi de Kuranı Doğru Anlamada ikinci engel olan sünnet veya hadis Kavramı üzerinde durmaya çalışalım.
SÜNNET VEYA HADİSLER
Önce Kur’anda geçen sünnet anlayışı ile ilgili birkaç tane ayetlerden örnekler verelim
35/43- (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.
17/77- (Bu,) Senden önce gönderdiğimiz resullerimizin bir sünnetidir. Sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın.
7/185- Onlar, göklerin ve yerin ‘bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete’ (melekût) Allah’ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar?
Bu Naklettiğimiz ayetlerden Kuranın Tarif ettiği sünnet neymiş onu açıklamaya çalışalım.
SÜNNET: Allahın Evrene ve Toplumlara uyguladığı veya koyduğu yasaların değişikliğe uğramadan tekrarlana gelmesidir. Güneşin doğudan doğup batıdan batması, gece ile gündüzün birbiri ardınca takip etmesi, doğan her canlının eceli geldiği zaman ölmesi, canlılar yaratılırken bir erkek ve bir dişiden yaratılması Yüzme bilemeyenlerin denizde boğulması Hep Allahın evrene koyduğu değişmeyen yasalardandır. Bir Başka Sünnet ve değişmeyen yasalarda Toplumlarda olagelen değişmeyen tekrarlana gelen yasalar sünnetlerdir. Bunlardan Kurandan Örnekler vermeye çalışalım.
17/16- Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun ‘varlık ve güç sahibi önde gelenlerine’ emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.
Bu Ayette Mecazi bir anlatım sanatı var. Şimdi Ayette geçen anlatımın yüzeyselliğine değil içeriğinde. kastetmek istediği anlam üzerinde durmaya çalışalım. Tarih Boyunca Toplumlarda var ola gelen sünnete baktığımız zaman peygamberlere karşı çıkanlar toplumun hep önde gelenleri olmuştur. Firavunlar Nemrutlar Ebucehiller. EbuLehepler hep toplumların önde gelen şımarmış kibirlenmiş ve gururlanmış olanlardır. Çünkü Onlar Kendi tahtlarının yıkılma endişesi taşımaktadırlar.
7/146- Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim. Onlar her ayeti görseler bile ona inanmazlar; dosdoğru yolu (rüşt yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler, azgınlık yolunu, gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları dolayısıyladır. Kuranın Anlatım sanatına baktığımız zaman. “ Yeryüzünde büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim.” Ayette geçen bu ifade Kur’anın bütününe baktığımız zaman diğer ayetlerin özünden süzülüp gelen onların anlamlarını da içinde barındıran bir anlam taşımaktadır. Nasıl Kişileri Allah özel olarak saptırma hidayete getirme, bağışlama olayı olmuyorsa kişilerin kendi yönlerini istedikleri tarafa yönlendirmesi ve fiiliyata geçirmesi ile olagelen bir şey ise, Büyüklük Taslayanlar da rabbani yolda yürümeye istekli olmadıklarından dolayı Kuran Böyle bir ifade ile anlatmaktadır.
Dünya hayatına Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi sarılan biri Yığdıkça yığan zevk aldıkça daha çok dünyayı mamur hale getiren biriyle, Dünya hayatında malı mülkü olmayan hem hayatı işkence ve ızdırapla geçen birinin, Ölüm anındaki durumları ölüme giden fotoğrafları herhalde bir değildir. Dünya hayatında saltanat sürenler canlarını kolay kolay vermek istemezler. Ama İnanmış ve Salih amel işleyerek. Hayatını ölüme kadar itekleyerek götürmüş biri Daha Güzellik beklerken onun ölüm halindeki fotoğrafı farklı olacaktır herhalde. Şu sözün kime ait olduğunu bilmiyorum ama. “ Sen doğarken ağlıyordun herkes sana gülüyordu, sen öyle bir hayat yaşa ki, sen ölürken gülerek git herkes sana ağlasın.” İnkar edip Ahiret hayatına iman etmeyenler ve dünyada güllük gülistanlık yaşayanlar kolay kolay ölmek istemezler.
2/96- Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir. Kuran burada Yahudi ve Yahudi zihniyetli adamlardan söz etmektedir. Dünya hayatına bu kadar önem veren insanlar ölürken canlarını zor teslim ederler. Bu da Allahın bir sünnetidir.
18/55- Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine de gelmesi veya azabın onları karşılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir.
Kuranda geçen Allahın sünnetleri ile ilgili ayetlerden aktarmaya çalıştık. Şimdi de Peygambere ait oldukları sanılan hadis ve sünnetlerden söz etmeye çalışalım. Bütün Peygamberler. Kendilerine ait Allaha rağmen hiçbir şey söyleyemezler ve söyleme hakkına da sahip olamazlar.69/44- Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı. 69/45- Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.69/46- Sonra onun can damarını elbette keserdik.69/47- O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı. Öyleyse Resule ait sünnet Allahın göndermiş olduğu emir ve yasakları, insanlara aktarır ve yaşar. Yani Kuran Bir kanun peygamber de o kanunu hayatına uygulayan diğer insanlara örnek bir elçidir.
33/38- Allah’ın kendisine farz kıldığı bir şey(i yerine getirme)de peygamber üzerine hiçbir güçlük yoktur. (Bu,) Daha önce gelip geçen (ümmet)lerde Allah’ın bir sünnetidir. Allah’ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. Görüldüğü gibi, Bütün peygamberlerdeki haslet Allahın Emirlerini yerine getirilmesindeki hassasiyettir. Önce Şu Tarihi bir yanılgı ve yanlışlığı düzeltmek gerekir. Hadis İlmi Diye bir ilim Olmaz. İlim belge kanıt ister. Belge ve kanıtı olmayan ancak hikâye ve masal olur onlara itibar edilmez. Bütün İslam toplumlarının bildiği bir gerçek odur ki, Hadisler Kuran ile karışmasın diye yazılmadığı konusunda İslam bilginleri hem fikirdir. Hicri yüzeli sene sonra Gündeme gelmeye başladı. Yazılmayan ve kim söylediği kim rivayet ettiği onlarca kuşağın ağızdan ağza dolaşarak köküne inildiği sanılan sözler ne kadar, güvenirli olabilir onu siz düşünün. Bir programda bununla ilgili bir konu dikkatimi çekti. Beş on tane kişiyi sıralıyorlar. İlk sıradaki ikinci sırada olana öbür sırada olana söylemek için bir cümle söyleniyor. bu cümle son söyleyenden nakledildiği zaman, ilk söyleyenle karşılaştırıldığında hiç ilgi ve alakası olmayan bir cümle karşımıza çıkıyor. Dikkatinizi çekmek istiyorum Bu Aynı anda olan bir yanlışlık Peygambere ait sözlerin doğru olup olmadığı Aradan yüzeli sene geçtiğinde ne kadar güvenilir olduğuna siz karar verin. Bütün Hadis Kitaplarında geçen Güvenilir hadis diye aktarılan bir sözde hadisi naklederek hadisler konusundaki düşüncelerinizi tekrar gözden geçirmenizi istiyorum.
Bir Gün Allah Resulü sahabelerden birkaçıyla beraber çöle gezmeye çıkarlar. Resulün o arada taharet ihtiyacı gelir. Her taraf açık gizlenmesi gerekiyor. Arkadaşlarından olan birine git karşıdaki ağaçlara selam söyle beni gizlesinler diyor. Arkadaşı da gidiyor ağaçlara selam söylüyor. Durumu anlatınca ağaçlar hemen yerlerinden fırlayarak resulün yanına gelip gizliyorlar. Sonra da tekrar yerlerine geri gidiyorlar. Allah Aşkına Bu Anlayışın Bu dinin, Yahudi ve Hıristiyanlık dini ile ne farkı var. Şeytan daha önce de bahsettiğim gibi Kuranı tahrip etme gücünü kendisinde bulamamış ne kadar çamur atsa da tutturamamış Ama Hadisler adı altında İslam toplumunu bölmeyi tevhit inancını bozmayı başarmıştır. Kuran gelmezden önce peygamberler toplumu boş bırakmıyordu peş peşe birebirlerini takip ediyordu. Bozulan yerleri düzeltiyorlardı. Son Peygamber olan Hazreti Muhammet SAV ile peygamberlik noktalanınca. İnsanları kurandan başka düzeltecek kalmadı.
33/40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.
Artık İnsanların Yol Göstericisi Kurandır. Onu Anlamak onu hayatımıza uygulamak gerekmektedir. Çünkü Onda hiçbir şey eksik bırakılmamış.6/38- Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. Ve onda Her örnekten bir örnek verilmiş30/58- Andolsun, Biz bu Kuran’da insanlar için her örneği gösterdik. Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkâr edenler, mutlaka: “Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz” derler. Bazıları Benim hakkımda. iftira ederek Peygamber düşmanı diye fısıldadıklarını biliyorum. Asla Ve tövbe hâşâ, Peygambere karşı içinde zerre kadar şüphe ve saygısızlık bulunanlar iman etmiş olmazlar.
4/65- Hayır öyle değil; Rabbine Andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.33/36- Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.
İşte Allah resulüne iman itaat saygı sevgi böyledir. Bu Kuranı bize sunan o Resul Allahtan bu kitap’ı Gökten zembil ile indirmedi. Ona vah yedilerek ağzından süzülerek bize geldi. Peygambere iman etmeyen kurana da iman etmez Asla Peygambere karşı benim saygısızlık ve hafife alma diye bir konumum olamaz. Ben Ona tam bir teslimiyetle iman ettim. ve bazılarının yaptığı gibi de onu kendi bulunmuş olduğu konumdan kaldırarak Allah konumuna da getirmeyi asla kabullenemem. O Resul de böyle bir davranışı yaptığım zaman benden hesap soracaktır.
2/136- Deyin ki: “Biz Allah’a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olmuşlarız.” Kuranın dışında peygamberler hakkında söylenen sözlerin hiç birine katılmam Çünkü Allah kâinattaki varlıklara insanlar ve peygamberler de dâhil hepsine bir değer vermiş onları bir yere oturtturmuştur. Kimse Allahın yerine koyduğu kelimeleri yerinden kaldırıp da başka bir yere koyamaz koyma hakkı da yoktur.
4/46- Kimi Yahudiler, kelimeleri ‘konuldukları yerlerden’ saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek: “Dinledik ve karşı geldik. İşit, -işitmez olası- ve ‘Raina’ bizi güt, bize bak” derler. Eğer onlar: “İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve ‘Bizi gözet’ deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar. Bu Ayetlere göre peygamberlerin yerlerini ve konumlarını Allah belirleyip sınır çizerken insanlardan herhangi biri kalkıp Allahın çizmiş olduğu sınırı çiğnemeye onu ihlal etmeye “ Hakkı yoktur. Bazı Yahudi ve Hıristiyanlardan Allah örnek vererek Peygamberleri ilahlaştıranları sorgulamaktadır.
5/116- Allah: “Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah’ı bırakarak iki İlah edinin, diye sen mi söyledin?” dediğinde: “Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin Sen.”
5/117- “Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.’ Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sendin. Sen her şeyin üzerine şahit olansın.” İşte Hazreti İsa İnsanlara Allahtan başka ilah olmadığını ilan ederken, Hıristiyanlardan bazılarının onu Allah yerine koyup Allaha olan sevgi karşısında ona olan sevgi ve ihtiramı Allaha denk ve Allahın üzerinde bir yere oturtmaları Allaha şirk olmaktadır. Bazı Müslümanların da Aynı Hataya düşerek Hazreti Muhammedi sav De aynı konuma düşürmeleri onları şirke götürmektedir. Bir Ayeti alarak Allahın helal ve haram ettiklerini sanki helal ve haramları da peygamberler de koyar bir konuma getirmeleri müslümanım diyenleri şirke götürmektedir.
7/157- Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
Bilindiği gibi her peygamber kendilerinden önce gelmiş olan peygamberleri tasdik eder ve kendilerinden sonra gelecek olanları da müjdelerler. İşte tevratta ve incilde gelecek olan son resul müjdelendiği halde, onun gelişi ile ilgili bilgiyi saklamışlar ve Kendilerine Allahın bazı helal ettikleri şeyleri haram bazı haram ettikleri şeyleri de helal etmişlerdir. O Haramları helalleştiren ve helalleri de haramlaştıran Allah resulü değil. Allah tır. Allah ona haram ve helalleri bildirmektedir. İşte burada sanki helal ve haramı koyan peygamber gibi bir anlayış kuranın anlatım esprisine ters düşmektedir. Buna yine bir açıklama daha gerekmektedir. Onlar kendilerine haram ettikleri aslında daha önce Allah tarafından helal idi. Onlar helal olanı kendilerine haramlaştırdıklarından. Tekrar son resul ile tekrar helalleştiriliyor. Olay bundan ibarettir.
Sünnet Ve hadis Konusunda Söylenenleri biraz daha açacak olursak, İki Kısma ayırmak lazım.
1- Resuli Sünnet
2- Muhammedi sünnet
Resuli Sünnet: Allah resulü olan Muhammedin davranış biçimlerini Kuranın emriyle bütünleştiren sünnettir. O Kendi hevasından konuşmayan kendi istek ve arzularına göre hüküm vermeyen vahyin gözetiminde hayatını düzenleyen sünnetidir ki. İşte Bu Kuranın Ta Kendisidir. Kuran Kanun Resul de onu pratik hayata uygulayan bir örnek elçidir. Öyleyse Onun Yaşamı kuranın emirlerinin hayata geçirilmesi uygulaması onun açıklaması oluyor. Açıklama derken kuran müphem manasında değil sadece hayata geçirmesi anlamında açıklamasıdır. Yoksa kuranı açıklayan o anlamda resul değil Allah tır.75/19- Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir. İslam Toplumlarında Yanlış İnançlardan birisi de Kuranı Biz anlayamayız onu Peygamberimiz Hadisleriyle açıklar. Anlayışı insanları kurandan uzaklaştırmıştır. Peygamber Allah tarafından açıklanmış olan kuranı pratik hayata geçirir onun pratik hayata geçirilmiş olanı peygamberin açıklaması oluyor. Peygamberin açıklayamadığı bazı şeyler vardır. İşte Kuranın Bazılarını açıkladığımız bazılarından vaz geçtiğimiz derken onu kastetmektedir.
6/91- Onlar: “Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir” demekle Allah’ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: “Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kâğıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir.” De ki: “Allah.” Sonra onları bırak, içine ‘daldıkları saçma uğraşılarında’ oyalanıp-dursunlar.
Açıklanmak Olayın yaşanılır hale gelmesini anlatmaktadır. Bilindiği gibi bazı bilgiler insanoğlunun ilim ve teknolojide gelişmesiyle ortaya çıkmaktadır. Kuranın indiği dönemde Güneşin ayın ve dünyanın konumları hakkında sadece teorik olarak bilgileri kuran söyleyip geçiyordu. Peygamber o günkü dönemde uzay bilimlerine ait araç yoktu. O bilgileri o konuyla ilgili ilim geliştiği zaman ancak açıklanabilirdi işte peygambere bazı açıklamağı şeyler bu gibi şeylerdir. Ama şimdi bir uzay köprüsü kurularak onlar hakkında detaylı bilgiler alınmaya başlandı ve bizlere kapalı şeyler ilim adamlarının buluşlarıyla açıklanmaya başladı. Peygamberi İnanan Müslümanlar Öyle bir Konuma getirmişler ki. Sanki Bütün İlimleri bilme gibi bir yeteneği olduğunu sanmışlar. Hayır, Allah resulü sadece Allahın bildirdiklerini bilir o Allahın gayıp ile ilgili bildirdiği şeylerin dışında bilgileri bilemez.
7/188- De ki: “Allah’ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.”
Resulü sünnet: Bütün Müslümanların ilgi odağı olan ve uyması gereken sünnetlerdir. O Allahın emirlerini söyleyip de pratik hayata yansıttığı sünnetlerdir.
Muhammedi sünnet: Peygamberimizin vahiyle sınırlandırılmayan sünnetlerdir. Elbisenin rengi kalınlığı, sakal koyması saç bırakması yemek çeşitlerinin hangisini sevip sevmemesi Muhammedi sünnetlerdendir. Bunlar diğer Müslümanların zevki keyfi ile alakası olmayan şeylerdir bu sünnet sadece kendisini ilgilendirir.Şimdi Bunları da, anladıktan sonra Kuranda söylenenlerin ne söylemek istediğini anlamaya çalışalım.
2/ 245- Allah’a karşılığını çok artırma ile kat kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz O’na döndürüleceksiniz. Bu Ayeti açıklamak için kuranda geçen diğer ayetlerin yardımına ihtiyaç vardır. Eğer bu ayetin anlamına bakarak hüküm verecek olursak Allahın ihtiyaç sahibi olduğu anlaşılır. Ama kuranda onu ile ilgili ayetlere baktığımız zaman3/ 189- Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Allah, her şeye güç yetirendir. Allahın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını yerleri ve gökleri yaratan Allah olduğunu söylerken insanlarda Allaha borç vermek veya Allahın insanların borç vermesine ihtiyaç olduğunu düşünmek, çok yanlış olur. Ancak İnsanları denemek için rızkı bazılarına yayarak bazılarına da kısarak rızkı dar olanlara rızkı geniş olanların ihtiyaçlarını gidermek istemesidir.
2/ 219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür.” Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “İhtiyaçtan artakalanı.” Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz;
6/146- Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. ‘Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları’ nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız
Bu Ayete göre Sanki çift tırnaklı hayvanları Müslüman olanlara helal kıldığı halde Yahudi olanlara haram kıldığı söyleniyor ve anlaşılıyor. Bilindiği gibi İlk insan topluluğundan bu tarafa Allah hangi peygambere neyi helal etmiş ise diğer peygamberlere de onları helal neleri haram etmişse de onları da diğer peygamberlere haram etmiştir.16/118- Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı3/93- Tevrat indirilmeden evvel, İsrail’in kendine haram kıldıklarından başka, İsrail oğulları’na bütün yiyecekler helal idi. De ki: “Şu halde eğer doğruysanız, Tevrat’ı getirin de onu okuyun”. Bu ayetlere göre Bütün peygamberlere gelen kitapların kaynağı Allah’tır Allah hiçbir peygamber ve kavme helal ve haram kıldıklarını başka bir kavme de helal ve haram kılar. Buradaki Kuranın söylemek istediği, Allahın helal ettiklerini kendi kendileri haramlaştırdıkları için böyle bir ifade kullanmıştır. Bazı Alevi vatandaşlar kendilerine tavşan etini örf ve adetlerine göre yemezler. Tavşan onlara hâşâ Allah tarafından haram edilmedi. Onların ellerinde böyle bir belge yok onların kendi kendilerine haram ettiklerinden dolayı onu yemiyorlar. İşte Yahudi olanların durumu da bunun gibidir. İşte Kuran’daki ayetlerin ne söylediği değil ne söylemek istediği yakalandığı veya anlaşıldığı zaman kuran anlaşılmaya başlar.
MELEK ,İBLİS ŞEYTAN
Kuranda geçen kelimelerin ne anlama geldiği anlaşılamazsa, Onunla ilgili ayetler ve konular da anlaşılmaz. Önce Yılarca kuranda geçen kelimelerin ne anlama geldiği, kuranın dışındaki yerlerde aranmış, ve bulunamayınca da yanlış din ve yanlış yaşam ortaya çıkmıştır. Önce kelimeleri kuranda arayarak ne anlama geldiğini doğru bir şekilde anlayabilirsek, artık onları anlamak kolaylaşacaktır. Kuranda, Ali Bulaç beyin tercümesine baktığımız zaman, 93 Yerde melek, 84 yerde şeytan,12 yerde de iblis kelimesi geçmektedir. Şunu iyi bilmek gerekir ki Kuranda geçen hiç bir kelime hiç bir kelimenin yerine kullanılmamıştır. Bir kelime başka cümleler içinde başka şeyleri ifade etmek için kullanılmış ama kesinlikle aynı kelime başka kelimenin yerine kullanılmamıştır. Şeytan ile iblis kelimesinin ne anlama geldiğini ve aralarında fark olup olmadığını sorduğum zaman bunları tanımlayan bir tanesine rastlayamadım.
Şimdi genel olarak, melek, iblis, şeytan ve bununla ilgili âdem, eşi takva cennet cehennem kelimeleri mutlaka geçecektir. bir bütünlük içerisinde işleyerek onların ne anlama geldiğini kurandan anlayarak ispatlamaya çalışalım.
2/30- Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim” dedi.
Bu Ayet üzerinde derin detaylı bir şekilde düşündüğümüz zaman, Kainatta İki Ana çatıyı oluşturan varlık olduğu anlaşılıyor. Birisi kâinata hâkim olan ve halife adıyla kâinattaki bütün varlıklara hükmedebilen, secde edilmeye layık görülen Âdemoğludur. Diğer yaratılan varlıklar ise İnsanın fiziki yapısı iblis de dâhil olmak üzere Allahın insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklarındır yani meleklerdir.
76/1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.
11/7- O’nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Andolsun onlara: “Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz” dersen, inkâr edenler mutlaka: “Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir” derler.
Allah kâinatı, bu günkü bilim adamlarının anlattıklarına göre yaratılalıdan bu yana on beş milyar yıl geçtiği tahmin edilmektedir. İşte Allah kâinatta insanoğlunun Yaşayabileceği ortamı hazırlayarak ve kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkları insanoğlunun hizmetine sunarak onları denemeye tabi tutmak için emrine amade kılmaktadır. Yani Kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkları insanoğlu için yarattığını söylüyor.
45/13- Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
Allah insanları yaratmadan önce insanoğlunun yaşayabileceği ortamı hazırlayarak, Yerleri Gökleri hayvanları bitkileri suyu yaratarak insanoğlunun emrine amade kılmıştır. Dilediği gibi özgür olarak düşünme ve yaşama hakkı ona aittir. Ama İnsanları ve insanların emrine amade kıldığı bütün varlıkları da yaratan bir varlık olduğunu düşünmesi için onu diğer varlıklardan ayırarak, farklılık vererek, kendisini tanımasını ona yaratılmış olan varlıkların hiç birisini ortak etmemesini isteyerek denemeye tabi tutmuştur. İşte kuranda lisanı haliyle konuşturduğu varlıkları bize tanıtarak, işaretler vermektedir.
2/31- Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin” dedi. Daha önce de söylediğimiz gibi kuran, olayları sanatsal bir anlatım tarzıyla anlatmıştır. İsimleri âdeme öğrettik ifadesiyle insanoğlunun var oluşuyla başlayan teknolojik başlangıcı, insanoğlunun ömrünün bitişine kadar, devam edecek olan bilgi öğretilmesini bir çırpıda anlatarak geçmişi anı ve geleceği aynı anda kullanma sanatı yaparak tanımlamaktadır. Bir taraftan kuran böyle bir ifade kullanarak, Meleklerle âdemin farklılığını aralayarak. Bir taraftan da her ikisinin tanımını yapıp , onların ne anlama geldiğini insanlara öğretmektedir.
2/32- Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.”
Âdem kelimesi ile melek kelimesini biri birinden ayırarak, İsimlerin hepsinin öğretildiği bir varlık olarak tanımlanan varlığın Akıl Ve iradesiyle meleklerden ayrıldığını meleklerin bildiklerinin sınırlı olduğunu ama ademin bilgisini geneli kaplayarak hepsi ile ilgili bilgi verildiği, anlatılmaktadır. Meleklerin tanımını lisanı haliyle tanımlarken,” Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. “ Ama insanoğlu hem melekler hem de kendisi için araştırdıkça inceledikçe Allah bilmediğini insanlara öğretmektedir. İnsanoğlu bir taraftan kâinattaki varlıkları inceleyerek, onlar arasındaki ayrılıkları ve beraberlikleri tahlil ederek karmaşık olan bilgileri çözerek kendisine, bulunmuş olduğu malzemelerle yeni yeni buluşlar yaparak hayatı kolaylaştırmaktadırlar. Melekler ise hepsine ait kendilerine özgü bir bilgileri olduğunu onlarda akıl olmadığını bu sebeple de imtihan da olmadığını izah ederek. İnsanoğluna yaratılmış alan bütün varlıkları incelediklerinde onlardan kendilerine ait bilgi alabileceklerini ima ederek onlardan insanlara yol öğretmeyi de anlatmak istemiştir.
5/ 31- Derken, Allah, ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. “Bana yazıklar olsun” dedi. “Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?” Artık o, pişman olmuştu.
Asıl burada anlatılmak istenen karganın nasıl leşi gömmeyi öğretmesinden ziyade, yaratılmış olan insanoğlunun emrine verdiği yaratıklardan yararlanmaya onların bilgilerinden istifade etmeyi anlatmaktadır. Her varlık Allah tarafından kendilerine özgü bir takım yanılgıya düşürmeyecek derecede bilgi donanımıyla yükleyerek insanların kendilerine yönelmesi ile bu bilgileri cimrilik yapmadan onlara vermektedirler. İşte meleklerin kendilerine ait bildikleri bilgiler budur, Bir portakal ağacının kendine has bilgi donanımıyla insanlara bir portakal meyvesi sunması, bir domates fidesinin kendi bilgi donanımıyla kendilerine has tad gıda ve özellikleriyle insana domates sunması veya bir kalbin kendine has bilgi donanımı ile insanlara hem bilgi vermesi hem de kedilerine has bilgilerle insanı hayrete düşüren çalışmalarıyla kendine ait görevleri yapıp durmaktadırlar.
2/ 33- (Allah:) “Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver” dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: “Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.”
İşte Allah Âdemoğluna akıl vererek onları diğer yaratıklardan ayırıp, hem kendisine ait bilgileri sorgulayıp bilgi edinmekte hem de kendisi dışındaki varlıkları deneme yanılma metotlarıyla düşünerek sorgulayarak onlar arasında bilgi ağını kurarak yeni yeni bilgiler edinmektedirler. Bir Domates hakkında bilgi, yaratılmış olan insanın dışındaki varlıklardan, kendisi dışında hiçbir varlığın haberi yoktur. Domates karpuzdan karpuz da domatesten habersiz olarak kendilerine ait bilgilerle insanoğluna secde etmektedirler. Ama insan kâinattaki yaratılmış olan bütün varlıklardan bilgi edinerek eşyanın esrarını çözmeye aday olarak, bir kar topağının yuvarlandıkça büyüyüşü gibi büyüyüp durmaktadır.
İşte Ademin isimleriyle haber vermesi Allahın insanlara vermiş olduğu akıl ve iradesiyle esrarı çözerek gün yüzüne çıkarmıştır. İnsan ilk yaratılışta bilgisi sıfır idi. işte onun bilgisi sorup sorguladıkça genişlemektedir. Tarihin bu güne kadar aktarmış olduğu belgeler insanoğlunun gün geçtikçe bilgi ve teknolojide ilerleyerek, her anın bir önceki ana göre daha ilerde olduğu bir gerçektir. Zamanımızdan yirmi yıl, elli yıl ve daha geriye doğru gittikçe ne kadar ilerleme kaydedildiği bir gerçektir. Yazının bile zamanımızdan beş bin yıl kadar önce icat edildiği halde daha önceleri yazının kullanılmadığı insanoğlunun ilerleme kaydettiğine örnek teşkil etmektedir. Daha önce yaşayan insanların binek olarak kullandıkları sadece doğada hazır olan at eşek deve fil gibi hayvanlar varken, şimdi cansız varlıkların konuşturularak insanların hizmetine sunulması bir ilerlemenin mesafe kat etmenin işaretlerindendir. Ama insanoğlunun dışındaki varlıklarda böyle bir ilerleme de yok olduğu onların yaratılışla beraber ne ile görevlendirilmişse o görev dışında görev yapamadan bekleyip durmaktadırlar. Arının bal yapması tavuğun yumurta üretmesi maymunların kendilerine ait bilgiler dışında yaratılışlarıyla görevlendirildiklerinin dışında bir ilerleme yapamadıkları bir gerçektir. İşte insanoğlu diğer yaratıklarda bu farklılığı ile ayrılarak. Halife konumuna yükselmişlerdir.
2/34- Ve meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu.
Meleklerle insanoğlunun farklılıklarını Allah lisanı haliyle konuşturup anlattıktan sonra meleklerin yaratılışının âdemin yaratılışına göre daha basit yaratıldığını izah ederek. Meleklerin âdemin vermiş olduğu emirler karşısında boyun eğmesi gerektiğini izah ettikten sonra. Kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkların âdem ne isterse onlara kucak açmaları gerektiğini onlar ister Müslüman isterse Müslüman olmasın dünya hayatında onların emirleri karşısında boyun eğmeleri gerektiğini anlattıktan sonra. Hepsi istisnasız âdeme secde ettikleri bildirmektedir. Şimdiye kadar hikâyelerde ve masallarda anlatılan şeytan ve iblis kavramı kuranda anlatıldığı gibi olmadığı meleklerin iblis veya şeytan hocası değil, fakat sadece iblis kavramını melek kelimesinden ayırmadan, sadece görev farklılığı bakımından diğerlerinden farklılaşarak insanı mucura kaptırmakla sadece teklif sunma görevi ile, diğer meleklerden ayrılmıştır. Yani görevi insana teklif sunmak, ama diğer meleklerde kötülüğe gitmek için teklif sunma değil sadece kötülüğe ve iyiliğe giden insanın emrine amade olmak la iblis ten ayrılmaktadır. Öyleyse İblis meleklerin hocası değil insanda, başka bir boyutla insanların emrindendir. Yani insanları yoldan çıkarmakla görevli bir melektir.
2/35- Ve dedik ki: “Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
İnsanlar yaratılış olarak daha öncede bahsettiğim gibi, Bütün kâinattaki varlıkların Halifesi olmakla onlardan ayrılırken, bir de kendisini denemeye tabi tutan yerleri ve gökleri yaratan Allah’ı tanımak ve ona kulluk etmekle sorumlu bir varlıktır. Kâinat içerisindeki bütün var olan her şeyi onun emrine boyun eğdirirken, insanın da boyun eğeceği bir varlığı bulup ona teslim olması onun adına yaşaması hayatının kurallarını onun koyduğu kurallar içerisine uydurulması, istemektedir.
Bilindiği gibi insan diğer yaratıklardan düşünme akletme ve yaptığı her işi sorup sorgulayıp, bir disiplin içerisinde kendisini nefsin azgın isteklerine boyun eğmeden, Allah’a kulluk ve ibadet yapmakla sorumlu bir varlıktır.
Ayette ifade edilen” Ve dedik ki: “Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” Bu ifade insanın yaşam hayatının nerde neler yapması, nerde neler yapmaması gerektiğini sınırlamakta ve onlara bir sorumluluk yüklemektedir. İnsan bilindiği gibi diğer yaratıklardan biri de, iyiye ve kötüye gide bilme eğilimiyle ayrılmaktadırlar. İşte Burada kötüye gidebilecek ve iyiye gidebilecek her iki dürtünün insana verildiğini Ve kötülüklerden gelen teklifi dinlememelerini ama iyiliklerden gelen teklifleri de yapmalarını istemektedir. İnsan her iki yöne de eğilimli olarak yaratılmış bir varlık olmakla nötr bir varlık konumuna gelmektedir. Bir başka deyişle değişik yollara gidebilmenin ve insan sıfatlarını oluşturacak malzemenin ham maddesini oluşturmaktadır. Kuranın bu Anlattıklarına psikoloji ilmide katılmaktadır. Kuran insandaki iki yöne gidebilme eğilimini takva ve fısk ve fücurla açıklarken.91/ 8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (Andolsun). İnsanın nasıl, kendisini arındıramadığı zaman nefsin azgın tutkularına kendisini kaptırdığı zaman başına birçok felaketler geliyorsa. Kendisini arındırmış olan insanlar da tamamen bunun zıttı olan iyilikler karşılığını almaktadır. Kuran bunu böyle açıklarken psikoloji ilmi de içimizdeki çocuk ve baba veya alt ben üst ben kavramlarıyla açıklamıştır. İşte İnsanlara Allahın, vermiş olduğu büyük mucizelerden birisidir. Kuranda geçen ,”Şu ağaca yaklaşmayın” İfadesini kullanırken bazı müfessirlerin söylediği gibi elma buğday ağacı değil, Allahın yasaklamış olduğu pis ve murdar olan bütün yiyecekler ve haramlardır. Âdemi ve eşini kuranın cennetten çıkması diye isimlendirdiği gerçek anlamında olan cennet değil, insanın günahsız bir ortamdan şeytanın kandırarak günah işleme ortamına girmesi anlamında tanımlamasıdır. Yeryüzünde belirli bir vakte kadar denenme aşamasına geçilmesi anlamında kullanılmıştır.
Buraya kadar Allah Her şeyi insanoğlu için yarattığını vurgularken yaratılmış olanların bazıları insanoğluna zarar olduğunu ve ondan kaçınmasını, bazılarının ise insanoğlu için yararlı olduğunu, ondan da istifade etmesi gerektiği anlatılmaktadır. İşte İnsanın Asıl Görevi kendisinin öz benliğine yerleştirilmiş olan fısk ve fücurun insanı yasaklanan şeylerden tatması istenmekle, Bir de ona eğilim göstermeyi engelleyen takvanın var olmasıyla, iki zıt isteğin çarpışması asıl insanın denenmeye tabi tutulmasının nedenini oluşturmaktadır.
2/2/36- Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır” dedik.
Âdem ve eşi günahsız bir ortamdan günahlı bir ortama, iblislin teklifi sonucunda düşmüşlerdi İblis yani insandaki fısk ve fücur, Âdem ve eşini Allah’ın yasak ettiklerini yapmalarına teşvik etmesi ve onların bu yanlışı bile bile yapmaları sonucunda. Artık günah işleyen bir konuma düşmesine sebep olmuşlardı. Aslında adem ve eşi bu yaptıkları yanlışlığın farkındaydı ve pişman olmuşlardı.
2/37- Derken Âdem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
İşte adem ve eşinin bu pişmanlık duyması neticesinde Tövbe etmeleri yapılan bu yanlışlıktan dönmeleri Ademin tam anlamıyla varlığı şekillenmiş ve dünya sahnesinde denenmek için kendine uygun verilmiş olan rolün aktör ve aktirist haline dönüşmüştü.
Karmaşık olan Melek İblis şeytan söküklerini ayrı konularda misaller vererek tanımlamak gerekirse. Kâinatta ana çatı olarak iki varlık olduğu anlaşılmaktadır. Birisi Âdemoğlu şemsiyesi altındaki varlıklar. Bunlar nötr bir insanın takva yolunda ve fısk yolunda yürüyüp şekillenmesi Sonucunda isimler almaktadır.
2/96- Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir.
51/56- Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.
İki Ayette hepsi insan olduğu halde, insanların yaşam biçimlerine renklerine dinlerine göre isim alarak anlatıldığı halde, İnsanlar sanki bu kelimeleri insanlardan ayrı bir varlık olarak algıladıklarından dolayı konuyu anlamada hakim olamamışlardır.Şirk Koşanlar , Kuranda Puta tapıcıları, Yahudi olanlar da ehlikitabı, insan da nötr bir yola gitmeye hazır vaziyette bir varlık olarak anlatmak istediği halde. Sanki ayrı ayrı yaratıklar olduğu tahmin edilmiştir. Öyleyse Âdem şemsiyesi altına giren, insan, şeytan, cin, Yahudi, kâfir, Müslüman, münafık vs. isimlerin hepsi insandır. Ama diğer yanlarındaki aldıkları isimler onların sıfatlarıdır. Cin insan veya cin gibi insan, kâfir insan, şeytan insan, münafık insan, olarak tanımlanmaktadırlar. Bu sebeple Şeytan tanımını, iblisin insana vesvese vererek yoldan çıkmış ve günahlarda ısrar etmesi sonucunda insanın yoldan çıkmış adıdır. Yoksa şeytan insanın dışında bir varlık değildir. Şeytan olan insanlar kendisine meyyal olan insanları kandırmaktadırlar.2/14- İman edenlerle karşılaştıkları zaman: “İman ettik” derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz.” Ayette dikkat edildiği zaman münafık olan birisinin tablosunu çizerken, o kâfir olduğu halde Müslümanlar içerisinde sanki müslümanmış gibi bir görünüm sergilemekte kendi gibi düşünenlerin yanına geldiğinde ise biz Müslüman olanlarla alay ettik sözüyle, kendi kimliğini tanıtmaktadır.
İblis kelimesiyle şeytan kelimesinin aynı olduğu inancında olanlar kesinlikle yanılmaktadırlar İblis Ateşten yaratılmış şeytan ise insan konumuna girdiğinden dolayı topraktan yaratılmıştır.
7/11- Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik. Onlar da İblis’in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.
7/12- (Allah) Dedi: “Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?” (İblis) Dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”
7/13- (Allah:) “Öyleyse oradan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin.”
Yine bu ayetlerde konuşturulan varlıklar lisanı halleriyle kendilerini tanımlamaktadırlar. İnsanların dışındaki kâinatta yaratılmış olan hiç bir varlık ,verilmiş olan göreve itiraz etmezler. İblisi tarif ederken insanı saptırmakla görevli bir varlık olarak tanımlamıştık. O ateşten yaratılmış ve kıyametin sonuna kadar Allahtan yaşama süresi istemiştir.7/14- O da: “(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.)” dedi. Yine iblis lisanı haliyle konuşturuluyor. Burada iblis Allahtan süre istese de istemese de her insanda var olan bir olgudur. Onun İnsanların diriltilip kaldırılacağı güne kadar süre istemesi onun zaten süreli olduğunu sanat yaparak kuran anlatmaktadır. Her insan da olan bir olgu ise kendisinden sonra gelecek olan nesillere bu olgu miras olarak aktarılıp durmaktadır. Bu da insanlığını sonuna kadar da devam edecektir.
7/15- (Allah:) “Sen gözlenip-ertelenenlerdensin” dedi. Ben insanlara sorduğum zaman iblis canlımı cansı mı diye sorarken bazıları canlı bazıları da cansız demişlerdi. O zaman iblis insanlardan insanlara aktarılarak ebediliğini sürdüren ve her insan yaşadıkça onda var olduğunun bir kanıtıdır. İblis adam değildir ama adamın içerisinde adam olmayı tamamlayan bir olgudur.
7/16- Dedi ki: “Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.”
17- “Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.”
18- (Allah) Dedi: “Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım.”
19- Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.
Ayetlerde imtihana tabi tutulan insanı doğru yolda yürümesini engellemek için ne tuzaklar beklemektedir.
7/20- Şeytan, kendilerinden ‘örtülüp gizlenen çirkin yerlerini’ açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.”
Dikkatlice incelendiği zaman iblis Allahtan süre istemişti ve insanların diriltilip hesaba çekilecekleri güne kadar da süre verilmişti. İnsanlar da iblis gibi bir yaratık olmuş olsaydı onlara da süre verilip yaşayacaklardı. Âdem ve eşine vesvese verirken” Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.” İşte haramı tatmakla günah işleme olayı gündeme geliyor. Ve cennetlik olan Âdem ve eşi günahsız ortamı bozarak günah işleyen bir ortama gelerek haramla tanışıyorlar. Yoksa haramı tatmayacak bir şekilde yaratılmış olsalardı onlarda melek olurlardı. Ve günah işlemezlerdi.
Kuran’da iblisin ateşten yaratıldığını, ve cinlerden olduğunu söylediği zaman , sanki cinlerin de ateşten yaratıldığına dair bir kanaat oluşmaktadır. Cinlerin kuranda Ateşten yaratıldığına dair hiçbir ayet olmadığı gibi, Bazılarının tanımladığı görünmeyen varlıklar da değillerdir. Onlar da insandır. insanlar nasıl topraktan yaratılmışlarsa cinler de topraktan yaratılmışlardır. Kuranda iblis cinlerden di ifadesi kelimenin başka bir konu ile ilgili yere konmasından kaynaklanmaktadır.
18/ 50- Hani meleklere: “Âdem’e secde edin” demiştik; İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
Bilindiği gibi cinlerde eylem bakımında Allaha ibadet ve kulluk yapmayan zengin şımarmış toplulukların adıydı. İblis kelimesi bilindiği gibi İnsana yanlış yapmayı teklif etmekle büyük bir haksızlık yapmıştı. Asıl İnsan Yaratılırken Allahın rabliğini kabul etmiş ona boyun eğmekle yükümlü olduğunu söylemişti.
7/ 172- Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti de) Onlar: “Evet (Rabbimizsin), şahit olduk” demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir. İnsan yaratılırken Allah’ı tanımak ve ona kulluk yapma eğiliminde yaratılmıştı. İşte iblisin Allaha kulluk ve ibadet etmek için yarattığı insanı sözünden caydırmak istemekle hakkı olmayan bir davranışı yapmıştı. İşte Allah onu onun için huzurundan kovmuş onun yaptıkları hiçbir sözü onaylamamıştır. O bakımdan da o insanın yaratılış gayesine uygun hareket etmeyi engellemek istemekle de yabancı konumuna düşmektedir. İşte o ayette “İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi,” İfadesiyle söylediklerimizi onaylamaktadır. Öyleyse Kuran Bütünlüğü içerisinde Kâinattaki varlıkların bazı önemli olanların isimlerinin ne anlama geldiğini kurandan karşılığını vermeye çalışalım.
Halife: Allah adına dünyada iş gören Kâinatta yaratılmış olan bütün yaratıklara hükmedebilen insanoğlunun Adıdır.
Âdem: İnsanın günah işlemeden ki hali.
Melek: İnsanın fiziki yapısı da dâhil olmak üzere insanın dışındaki bütün yaratıkların hepsi insana secde etmekle görevli varlığın adı
İblis: İyiye veya kötüye gitme eğiliminde olan insanın kötüyü teklif eden bir fısıltı, insanda yaratılışta var olan, bir melektir.
Şeytan: İnsanın iblis tarafından kötülüğü teklif etmesinin ardından teklifi kabul eden insanın adıdır.
Takva: İnsan yanlış yaptığı zaman, o yanlış davranışın yanlış olduğuna dair fısıltı veren sestir.
Akıl: İnsan hangi yola giderse o yolda insanı başarılı kılmak için insanın hizmetinde olan bir melektir.
Cin: Yabancı insanın adıdır.
KURAN İLİM AKIL PRATİK HAYAT
DOĞRU YOLUN BULUNA BİLMESİ İÇİN DÖRT ÖLÇÜ KUR’AN İLİM AKIL VE PRATİK HAYAT
Kitabımın özünü teşkil eden bu dört terimdir. Bir kişinin yolunun doğru olup olmadığını anlayabilmesi için bu dört ölçekle tartılıp ölçülmesi gerekmektedir. Şimdi saymış olduğumuz dört ölçeği ayrı ayrı inceleyerek tahlil etmeye çalışalım.
KUR’AN
Kur’an Allah tarafından insanlardan kendisine seçtiği peygamberler aracılığı ile son resul Hazreti Muhammet sav de toparlanıp kıssası oluşmuş resullerin hayatlarından kesitler sunarak, her örnekten bir örnek verildiği ve insanların yaşamında hiçbir eksiğin bırakılmadığı Allahın insanlara sunduğu bir hayat projesinin adıdır.
2/2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap’tır
İşte Bu kitap Allah tarafından gönderilmiştir. Ve onu insanlar toplanıp bir araya gelseler bir suresini veya benzerini asla meydana getiremezler.
2/23- Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur’an)dan şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı) çağırın. İşte Bu Allahın meydan okumasıdır. Kuran Allahın çelişkisiz olan bir kitabıdır.4/82- Onlar hala Kur’an’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı. İşte Kuranın Mucize oluşunun hikmetlerinden birisi budur. Önce Kuran okuyucularının, kurandaki bir ayetin anlatmak istediği manayı kesinlikle kuran bütünlüğündeki ayetlere çelişki düşürmeden anlaması gerekir. Eğer bir ayette anladığı mana, diğer ayete ters düşerse mutlaka tekrar anlayışını gözden geçirmesi gerekmektedir. Önce Bunu daha güzel anlayabilmek için kurandaki ayetlerin iki kısma ayrıldığını açıkladıktan sonra kuranda çelişkisiz bir anlayışın nasıl olacağını anlatmaya çalışalım.
Kuranın da anlattığı gibi kuranda iki tip ayet vardır. Muhkem ve müteşabih.
3/7- Sana Kitap’ı indiren O’dur. Ondan, Kitap’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem’dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: “Biz ona inandık, tümü Rabbimizin Katındandır” derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.
39/23- Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların Ondan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah’ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur.
Kuranda geçen müteşabih ile ilgili iki ayeti naklettik. Müteşabih; Ayette de ifade edildiği gibi İki Anlam taşımaktadır. Birisi ikişerli anlama gelir. diğeri ise karmaşık inceleme ve tahlil sonucunda ancak anlaşılabilen ayetler demektir.
39/23- Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların Ondan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte
Burada kastedilen anlam Allah kâinatta ne kadar, yaratık varsa çift yarattığı gibi yolu da çift yaratmıştır. Ve bu yola gidiş eğilimini de çift yaratmıştır. Bir insan bir taraftan muttaki, Allahın yolunda gidebiliyorsa başka bir insan da tamamen bunun tersi olan yolda gidebilmektedir. Bir başka deyişle şeytanın yolunda gidebilmektedir. Kitap kelimesini kuran hem kâinata hem insana hem gönderilen vahiylere demektedir. İnsanın öz yapısında, diğer varlıklardan ayıran en farklı özelliği takva yönü ve fısk yönünün bulunmasıdır. bir de her iki yöne gidişte hizmet eden aklın oluşudur. Her İnsanın öz yapısına Allahın yerleştirdiği, nefis ve takvadan iki ses gelmesi ve düşünenlerin bu iki sesten takvadan gelen sesleri kabullenip aklını o yönde kullanmasıyla insan Allahın yoluna ulaşmaktadırlar. Allahın Yol Göstermesi böyle başlamaktadır. İkinci anlamı. Hem kuranda hem de kâinatta olan ve karmaşık birden fazla anlama gelebilen anlamında kullanılmıştır İşte Bunu Ancak zikir ehlinin anlayabileceğini o konuda uzmanlaşanlar ne demek istediğini kavraya bileceğini anlatmaktadır. Şimdi kurandan bir müteşabih ayet yazalım bunun ne demek istediğini konu ve kuran bütünlüğü içerisinde anlamaya çalışalım.
6/125- Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam’a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.
İlk bakışta eğer kuranın başka yerlerindeki ayetler bilinmezse sanki Allah insanın birini diliyor saptırıyor. Birini diliyor hidayete erdiriyor gibi algılanıyor. Hayır, Allah katında yaratılan insanlar arasında uzaklık yakınlık bakımından hiçbir farklılık yok hepsine eşit mesafededir.
49/13- Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.”
Sadece üstünlük Allahın koyduğu kurallar içerisinde hayatlarını düzenleyen ve kullukta kusur etmemeye çalışanlar içindir. İş yerlerinin kurallarına uyan elemanlarla uymayan elemanlar patron için aynı olabilir mi? O zaman böyle bir anlayış doğru olamaz, Allah kendi isteği ile birini saptırtıp diğerini hidayete getirirse sapan insan sapışından dolayı cezalanırsa o zaman adil bir anlayış olmaz. Zaten Allah insanların sapma ve hidayete ermek istediklerinde yollarını istedikleri istikamette almasını yaratmakla sapmak isteyeni saptırdım hidayete ermek isteyeni de hidayete erdirme anlamında anlaşılması gerekir. İnsanların diğer varlıklardan farkı da o değimliydi? İki yöne eğilimli olarak yaratılıp kişinin yol seçmede kendi özgür iradesine bırakılması onu halife yapmaktadır. İşte bu iki yöne gitme eğiliminde yaratılan insanın en önemli malzemesi akıldır. Birisi, gece gündüz insanlara Allah adına nasıl yardımda bulunurum, hesabını akılla yaparken, diğer bir insan da kimin ayağını nasıl kaydırırım insanları kendime nasıl köle ederim diye bozgunculuk yapanlar, bunları akılla yapmaktadırlar. Ama her insan vicdanının sesini dinlediği zaman yanlış bir davranış yaptığında veya yapmak istediğinde, ey! İnsan senin yaptığın bu davranış yanlış diye bir ses işitmektedir. Bu uyarı sesini işittiği halde hala o yanlışı yapmaya devam ederse Allah da onun o isteğine engel olmaz. onu kendi özgür iradesiyle baş başa bırakarak kendi yolunu seçme fırsatı tanıyor. İşte dünyadaki insanların imtihanı budur. İnsanın istediği istikamette gerekli gayret ve yoğunlaşmayı sağladığı zaman istediğini vereceğini vaat ediyor sapmak isteyeni saptırıyor hidayete ermek isteyeni de hidayete erdiriyor.
İşte bu ayetin kabataslak anlatmak istediği mana budur. Bir de Ayet kelimesi sadece kuranda geçenler değil, kâinatta yaratılmış olan zerreden küreye kadar olanların hepsi ayet olarak adlandırılmıştır. Karmaşık anlaşılması zor ve bazı ayetlerin kastettikleri manalarını diğer ayetlerin yardımıyla anlaşılacağı gibi kâinatta da bazı bilgilerin ilimlerin diğer ilim dallarıyla da istişare edilmelerine ihtiyaç vardır. Kâinatta uzmanlık oluşturabilecek her hangi bir ilim dalı eğer testten geçirilmişse diğer ilim dalının verileri ile çelişmezler.
Kurandan başka bir ayet örneği verelim.
2/245- Allah’a karşılığını çok artırma ile kat kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz O’na döndürüleceksiniz.
Bu ayetin kastettiği manayı anlaya bilmek için, bazı diğer ayetlerden haberdar olmak gerekir şimdi bu ayetin tamamen zıttı gibi olan bir ayet ne diyor ona bir bakalım.
112/2- Allah, Samed’dir (herşey O’na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır).
Eğer Allahın hiçbir şeye ihtiyacı yoksa ki yoktur. O zaman bu borç vermeyi kim kime verecek?
2/267- Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.
O zaman Allahın Karşılığını kat kat artırma koşuluyla istediği borç ihtiyaç sahibi olmayanların ihtiyaç sahibi olanlara aktardıklarıdır.
Toplumlarda yanlış algılanan kurandan müteşabih olan bir ayet daha aktaralım.
29/14- Andolsun, Biz Nuh’u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.
Toplumlarda dünya hayatında zulmedenlerin cezasını Allah’ın vereceğini kabul etmektedirler. Bu sebeple Nuh kavminin samut kavminin ad kavminin yapmış oldukları suçlardan dolayı helak edildiği inancı hâkimdir. Kuranda detaylı inceleme yapan ilim ve hikmet sahibi insanlar ayette ne söylendiği değil ne söylenmek istendiğini anlayan insanlardır. Genel bir mantık kullanacak olursak kuranda onunla ilgili geçen ayetleri bir araya getirip düşündüğümüz zaman çelişkisiz bir anlayışı ancak yerine oturtturabiliriz.
69/4- Semud ve Ad (toplumları), kariay’ı yalan saydılar.
69/5- Bu nedenle Semud (halkı), korkunç bir sesle helak edildi.
69/6- Ad (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler.
69/7- (Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün.
Bu Ayetlere baktığımızda işlenen suç yüzünden tabi afetleri onların üzerlerine salarak helak edildiği anlatılmaktadır.
Ama kuranda başka bir ayete bakalım.
35/45- Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azap ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını görendir.
Bu ayete bakarsak da dünya hayatında zulmeden ve suç işleyenlerin dünya hayatında cezalandırılmayacağını dünya hayatının bir denenme ve imtihan yeri olduğunu anlatmaktadır.
67/2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.
Allahın koymuş olduğu kurallara uyulmadığı zaman insanların başlarına bazı felaketler geldiği muhakkaktır. Dünya hayatında suç işlemesi yüzünden bir taraftan ceza vermeyeceğini söylerken bir taraftan da içki kullananların sarhoş olarak bir trafik kazası geçirerek başına belalar gelmesi, içkinin bağımlılık yapması nedeniyle aile yuvalarının yıkılmasına sebep olması, olağan hadiselerdendir. Bazen de başka birilerine zulmettiği zaman diğer insanlar tarafından onların dövülmesi hapsedilmesi idam edilmesi insanlar eliyle Allahın onlara vermiş olduğu cezalardır.
22/40- Onlar, yalnızca; “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah’ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır.
Öyleyse Kuranda anlatılmak istenen helak olayı, Nuh tufanı, Salih kavminin helaki ebrehe ordusunun ebabil kuşlarıyla yenik ekin haline dönüştürülmesi Musa Kavminin denizi ikiye ayırması ve neticesinde firavunun suda boğulması kuranda anlatılan hep mecazi anlatım sanatı içerisine girmektedir. Eğer gerçek anlamında olmuş olsaydı o vermiş olduğumuz ayet örneklerine ters olurdu. O zaman helak olayını nasıl anlamamız gerekiyor? Asıl insan dünya hayatı gibi kısacık bir zaman sürecine sığdırılamaz. Asıl hayat ahret âlemindedir. Kısacık dünya hayatında denemeye tabi tutularak asıl yaşam olan ahirtet hayatını engelleyen her türlü davranış ve yaşam haline insanın gidişini helak olarak anlatmaktadır. İşte bu tip insanları gözleri olduğu halde görmemesi kulakları olduğu halde işitmemesi bazılarının vicdan, kuranın da fıtrat dediği olgunun duyarlılık hissinin tamamen kaybolarak dünya hayatını geliş gayesinden uzak bir yaşam özleminin sarmasıdır.
2/171- İnkâr edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler.
İşte kuranda anlatılan helak budur.
Bir Başka örnek verecek olursak, İnsanların şu anda kullandıkları eşyaların büyük bir kısmı. Hazır olarak Allah gökten indirmedi. Ama yeryüzüne bunların hammaddelerini yaydı insanlarda bunlardan kendilerine ihtiyaç olanları inceleme ve tahlil sonucunda çıkararak demir bakır, gümüş vs. ye dönüştürerek insanoğlunu bu günkü arabalar uçaklar, gemiler, füzeler ve bilgisayarlara dönüştürülerek yorumladılar. Bu Allahın insanoğluna verdiği akıl sayesinde yorumlandı. Akıl olmasaydı bir adım bile insanlar ilerleyemezlerdi.
KÂİNAT VE İLİM
Allah tektir ve yaratmış olduğu bütün varlıklar da çift yaratılmışlardır.
13/3- Ve O, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz-dağlar ve ırmaklar kılandır. Orada ürünlerin her birinden ikişer çift yaratmıştır; geceyi gündüze bürümektedir. Şüphesiz bunlarda düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.
Kuranda nasıl Muhkem ve müteşabih ayetler varsa kâinatta da anlaşılmaya açıklamaya ihtiyaç duyulmadan anlaşılanlar olduğu gibi, inceleme ve tahlil neticesinde ancak anlaşılabilenler de vardır. Güneş doğduğu zaman gündüz olduğunu battığı zaman gece olduğunu sorsan herkes bilir. Ama bazı eşyanın dilini çözmek ve onlardan yararlanmak için iç göz denilen inceleme ve tahlil neticesinde onlardaki sırları çözülebilenler vardır. Bu olayları ancak ilimde derinleşenler o konu hakkında derin inceleme ve tahlil yapan insanlar ancak onu anlayabilirler.
Bir Örnek verecek olursak diyetisyenlerin söylediklerine göre, Az yemek şişmanlatıyor Çok yemek yiyerek alınan fazla enerjinin yakılamaması şişmanlamaya yol açarken, günlük enerjinin altında kalori alıp, az yemek de şişmanlatıyor.
Beslenme Kilo Kontrolü Çok yemek yiyerek alınan fazla enerjinin yakılamaması şişmanlamaya yol açarken, günlük enerjinin altında kalori alıp, az yemek de şişmanlatıyor. International Hospital Etiler Tıp Merkezi’nden, Beslenme ve Diyet Uzmanı Zerrin Aydın, “Vücudumuzun enerjiye ihtiyacı var. Günde 2 bin kalori alması gereken bir kişi, 1400 kalori alıyorsa, vücut az enerji almaya alışıyor. Sadece bir iki gün 2 bin kalori bile alsa zamanla kilo artışı oluyor. O zaman da su içsem yarıyor diyorlar. Aslında sebebi az kaloriyle yaşamaya alışmak” dedi.
Az kalori almak metabolizma hızının da düşmesine neden oluyor. Bir enerji dengesizliği ortaya çıkıyor. Her pazartesi diyete başlayanlar, kilo dengesi en çok bozulan kişiler arasında yer alıyor. Kiloyu korumanın bir matematik hesabı olduğuna değinen Zerrin Aydın, kısır döngünün aynı kaloride kalmayı başarmakla ve egzersizle kırılacağını söylüyor.
Pazartesi Diyetleri İşe Yaramıyor
Pazartesi diyetinin sakıncalarını anlatan Zerrin Aydın, bunları şöyle sıralıyor: “Pazartesi diyete başlayan bir kişi, ilk gün 1100 kalori alıyor. Ancak Salı ve Çarşamba günleri arkadaşlarıyla dışarı çıkıyor. Kek ya da pastaya dayanamayıp yiyor, aldığı kalori 2 bini buluyor. Ertesi gün yine 1100 kalori alıyor, bir sonraki gün dışarı çıkıyor, 1500 kalori alıyor. Bu dengesiz kalori alımı da vücudun şaşırmasına neden oluyor. Amaç zayıflamak oluyor ama aslında kilo alınıyor.”
Kiloya Dikkat Şişmanlatıyor
Sadece diyet yapanlar değil, hep kilosuna dikkat etmek için düşük kalori alanlar da kilo alıyor. Yani enerjinin dengesizliği nedeniyle de kilo alıyorlar. Bir gün az iki gün çok yiyorlar. Oysa her gün 2 bin kalori alsalar ve düzenli egzersiz yapmaya özen gösterseler, kilo da almayacaklar. Zerrin Aydın, dengesiz kalori alımlarını dengelemek için uzman diyetisyenler gözetiminde tıbbi beslenme tedavisi yapılmasının önemli olduğunu vurguluyor. Zayıflamak uğruna yarı aç yaşayanlara, sağlıklı beslenme programı hazırlanması gerektiğini anlatan Zerrin Aydın, “Kilo vermek isteyenlere sevmedikleri yiyeceklerden oluşan bir beslenme programının sunulmaması gerekiyor. Kişilerin yeme alışkanlıklarının, dışarıda yemek yiyip yemediklerinin, tatlı alışkanlıklarının ve egzersiz durumlarının da araştırılması önemli. Kas ve su kaybına neden olmayan, yağdan kilo vermeyi hedefleyen bir program hazırlıyoruz” dedi.
Korumak daha zor
Artık kilo vermek kadar kiloyu korumak da önemli. Hiç zayıflama diyeti uygulamamış kişilerin kilo vermesi daha kolay. Ama hayatını sürekli zayıflama diyeti uygulayarak geçiren kişilerin, metabolizmaları yavaşladığı için kilo vermeleri sırasında vücut büyük bir direnç gösteriyor. Bu direnci kırmak da çok zor oluyor. Bu nedenle verilen kiloları korumak da, en az vermek kadar emek istiyor. Zayıflama programı bitip de koruma programına geçildiğinde, her 15 günde bir yağ, kas ve su ölçümü yapılıyor. Programı uygulayan kişilerden yediklerini ve yaptıkları kaçamakları yazmaları isteniyor. Kilo belli bir dengeye oturunca da belli bir kaloriyle devam etmeleri sağlanıyor.
Tıbbın bu araştırma ve incelemeleri de gösteriyor ki, Vücut çok yemeye alıştığı zaman, az yemeye başladığında paniğe kapılıp almış olduğu yiyecekleri stoklamaya başlıyor. Aynen onun gibi Bu Gün dünyada ekonomik kriz de bundan kaynaklamaktadır. İnsanlar gelirleri azaldığı zaman paralarını stoklamaya başlamaları da kâinatta bir uyum halinde her şeyin bir birleriyle bütünleştiği görülmektedir.
AKIL
Akıl yeryüzündeki varlıklardan sadece âdemoğlu şemsiyesi altındaki varlıklara verilmiştir. Bugün dünyanın bildiği sadece insana verilendir. İnsanın dışındaki Varlıklarda kendilerine özgü bilgiler olduğu halde, bu bilgileri sosyalleşme olmadığından veya akıl olmadığından sadece kendilerinde saklı olarak kalmaktadır. Nitekim kuranda bunu şöyle izah etmektedir.
2/31- Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin” dedi.
2/32- Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.”
2/33- (Allah:) “Ey Âdem, bunları onlara isimleriyle haber ver” dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: “Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.”
2/34- Ve meleklere: “Âdem�e secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu.
Bu ayetlere bakıldığında derin kavrayış içerisinde bulunanlar, kâinatta iki ana çatı olarak varlığın bulunduğunu, birisi âdemoğlu şemsiyesinde eşyanın isimlerini sayabilen yaratıklar arasında mantık kurallarını işleterek, neden ve niçin sorularını sorarak onlardaki sırları çözme yeteneği verilenler. Diğeri ise bu insanoğlunun emirlerine amade olan ve onların hayatta yürümelerine kucak açan ona secde eden diğer yaratıklardır. Bunların adı kuranda melek diye zikredilmiştir. Bunu İnsanoğlunun var oluşundan bu tarafa izlenimlerimize bakıldığı zaman arılar yaratılışlarından bu tarafa ürettikleri balı bütün dünyadaki insanlar bir araya gelseler üretemezler. Ama arıların yaratılışından bu tarafa baldan başka bir şey üretemediklerini görüyoruz. O gün bal ise bu gün de bal ve kıyametin sonuna kadar ürettikleri baldan başka bir şey değildir. Çünkü arıya o kotlanmış muhakeme yok mantık yok akıl yoktur.
16/69- Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.
Meleklerin özellikleri ayette de belirtildiği gibi, Kotlanan verilen bilgilerin dışında bilgileri yok ve görev yapamazlar. Bir inek sütü nasıl verir? Ondan haberi olmaz veya bir portakal ağacı portakal meyvesini nasıl verir? onu da bilemez. Kendilerine verilen görev ne ise onu bilirler.
İnsanoğlu kâinatta yaratılmış bütün yaratıklarda gizlenmiş olan kendilerine faydalı bilgileri gün yüzüne çıkartarak, onlardan istifade etmesini akıl ile yapmaktadır. İnsanlar bütün varlıklara yönelir onlar arasında sosyal bir bağ kurarak onlardan istifade eder. melekler ise sadece kendileri ile ilgili bilgileri insanoğlu istediği zaman onları insanlara sunmakla görevidirler.
İşte insanoğlunun yaratılışı ile birlikte eşyalar ile iletişimi onların dilini çözmesi onlardan istifade etmesi, bu güne kadar teknolojideki gelişmenin belgesidir.
İnsanlardaki akıl, gelen bilgilerle eşyanın yaratılışındaki incelikleri keşfederek, insanlara sunduğu çelişkisizliği yakalayarak bir tevhide götüren ilkeyi yakalamak için akıl gereklidir. Kuranda geçen müteşabih ayetlerin kastettiği manayı o konu ile ilgili ilmin verilerini karşılaştırarak doğru bir sonuca varıp varmadığını sorgular. İşte insanlarda bu sorgulama olayı Hazreti İbrahim peygamberde doruk noktasına ulaşınca Allah kuranda onu insanlara örnek olarak göstermiştir.
İnsan diğer yaratıklardan farklılaşarak Hem Yaratıcı ile ilgili hem de kendisine hizmet eden meleklerle, hem de insanlar arasında sosyal bir bağ kurarak büyük bir sorumluluğu üslenmiştir.
33/72- Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.
İşte Kendisine Verilmiş olan görevleri yerine getirip getirmemede İnsanları Dünya hayatında denemek için kendisine ayrılan süreç içerisinde aklını, takvasını ve fıskını vererek. Özgür iradesiyle baş başa bırakmıştır.
90/10- Biz ona ‘iki yol-iki amaç’ gösterdik.
76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.
Akıl Her tip insanda vardır Ama aklını kullanan insan sayısı çok azdır. Aklı Kullanmak demek, Uzun vadede insan kendisine ayrılmış olan paydan daha çok almayı bilendir. Bunu da görebilmek için büyük sözü dinlemek gerekir. En Büyük de Allah vardır. Allah dünya hayatı Ahret âlemine göre zaman bakımından yok denecek kadar kısadır.
Aklını Kullanan insanlar, karşılarına çıkan iki kötüden mutlaka seçmek zorunda iseler daha az kötüyü, iki iyiden de daha çok iyiyi seçmesini bilenlerdir. Aynı zamanda, başka insanların da aklından istifade etmesini bilenlerdir. Akıl İnsanı hem cennete hem de cehenneme götürebilir.
PRATİK HAYAT
Allahın insanlara göndermiş olduğu vahiylerle yaratmış olduğu kâinattaki ilimlerin verileri kesinlikle uyum halindedir. Ehli kitap ve İslam toplumlarındaki Allah tarafından gönderilmiş olan vahiylerin orjinalliği bozularak satma ve gizlenmesi nedeniyle bazı tevhidi zedeleyen anlayışların çıkmasına vesile olmuştur. Kurandan bir anlayışın doğru olup olmadığını kâinattaki eşyanın verileriyle kıyaslanması, eğer ilim dallarındaki verileri doğruluğunun da kurandaki ayetlerle kıyaslanarak doğru olan anlayışın çıkarılması gerekir. Her insan şunu iyi bilmelidir ki; Allahın gönderdiği vahiylerle yaratmış olduğu kâinatın, ilimleri bir birleri ile kesinlikle çatışmaz. Burada bazı ehli kitap ve İslam toplumlarındaki yanlış inançlardan söz etmeye çalışalım
HAZREİ İSANIN BABASIZ OLDUĞU İNANCI
Kurana Göre, babasız çocuk olmaz. Çünkü kâinattaki yaratılmış olan bütün şeyleri çift yaratmıştır.
51/49- Ve Biz, her şeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz. Bir taraftan Allah her şeyi çift yarattık derken, bir taraftan
30/30- Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.
Bir taraftan Allah yaratışında bir sünnet koyarak, değişikliğe uğratmayacağnı söylerken
22/5- Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.
Bir taraftan da hazreti İsa peygambere gelene kadar. Bütün insanları bir anne bir babadan yaratsın. Hazreti İsa peygamberi babasız meydana getirsin böyle bir anlayış ne kurana ne tıp ilmine ne de akla kesinlikle uygun olmaz.
19/17- Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril’i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
Düzeltilmiş olan beşer burada Cebrail değil bir peygamberdir. Kuran ruh kelimesini değişik yerlerde değişik anlamlarda kullanmış, burada ruh kelimesini peygamber anlamında kullanmıştır. Hazreti Meryem’e düzgün beşer kılığında görünen de Zekeriya peygamberdir. İşte o da Meryem’le nikâhlanarak evlenip gelecekte ayet ve ibret belgesi olacak olan İsa peygamberi müjdelemektedir. Her peygamber kendisinden önce gelenleri doğrulaması ve kendilerinden sonra gelecek olanları da müjdelemesi bize onu anlatmaktadır. Bu olayı Kitabımın bir başka yerinde detaylı olarak anlatmaya çalıştım.
Eğer kuran hazreti İsa peygamberin babasız olduğunu söylerse tıp da bunu onaylaması gerekirdi. Ol dedi mi oluverdi demeyle bu iş detaylı araştırılmazsa. Çözülemez. Kâinata da ol dedi oluverdi diyor ama on beş milyar yıl geçtiği anlatılıyor. İsa da ol dedi oluverdi ama
Çocuğun oluşabilmesi için diğer insanlarda sünnetullaha uygun oluşma nasılsa onda da öyle olduğu o da aynı prosedürden geçtiği bilinmelidir.
Öyleyse diyebiliriz ki, Allahın evrene koyduğu yasayla göndermiş olduğu vahiyler çelişmez. Ve ortaya vahiyle evrenin çeliştiği bir olgu olayda ortaya çıkmaz.
KURANİANLAMAMETODU.BLOGSPOT.COM